Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hüznün Kuyu Kapısı

... Siz hanımefendi. Siz ki ruhuma; güneşi sönmüş sokakları aydınlatan o narin papatya bahçesi, Ben ki, sonu size çıkan sokaklarda kaybolmuş o hayaletin sesi. İşte, ben buyum. Nice vakittir bir hayalet misali süzülüp saklandı ise de karanlıklar içinde bedenim ve ruhum; bilmezdim, ruhu deniz olana imiş oysa bu güz günü yolculuğum. Ne var ki, bir bir dökülen o güz yaprakları kadar sararmadı isem bile kurudum, yahut soldum. Ben ki bu karanlık sokaklarda o zat'ı arar iken kayboldum. Lakin kayboluşuma değildi elbet, bir süredir içimi tırmalayan bu sitemkar duruşum. Zira, öyle bir ahval içindeydim ki o vakit, zatıma kabul gördüğüm: Ruhumun ırmaklarını saysam suskunluğa mahkum bir ruha aitmiş gibi duvarlar arasına sarılı, benliğim ise ruhuma küs, belki bir parça da yaralı. Gözden uzak bir limana ziyaret ki bu, namıdiğer hüznün kuyu kapısı. Bunca vakittir kapılar ardından bihaber oldu isem bile vardır elbet, hüznün de bana dair bir kaç hatırası. Şayet var mıydı bana da a...

Ikı Yaka Arasında

... Ne uzun vakittir öyle; kanatlıya bu denli hasret kalışım ile birlikte ruhumu da alıp götüren zaman. Durgunluğumu son verir, ne vakit görsem onu, bir an. Öyle bir etki ki bu, nice vakitler gülüşümü özgür kılan, ruhuma aydınlık sokakları yeniden tattıran. Fakat dile getirmeliyim; Ne vakit gördüğünüzde gülüyor isem de bilmelisiniz ki içten içe bir hüznedir yolculuğum, O vakit, galiba bendeniz, bir nevi hüzne tutkunum. Ellerimi uzatsam da dokunan olmaz ya elbet, tutulur ne vakit denesem bu yüzden, nutkum; Belki de sebebidir bu, ilelebet sürecek olan suskunluğumun. Kelimelerimi de alıp götürseler bir gün, ne olur bu gök yüzüme diye düşünür dururum. O nice zat'ın iç dökümleri olur belki de, gözlerimi açık tutmamı sağlayacak tek umudum. Görüyorum ki bir taraf yürüyor hep karanlık sokaklarda, bir tarafsa aydınlığa komşu olmuş, o en güzel diyarlarda. Bendeniz ise kağıttan bir gemi gibi süzülüyorum bu sıralar, iki yaka arasında. Ne yaşadım da ruhumu kaplıyor böylesine bi...

Davetsiz Misafir

.... Şu an bu satırları yüzü denize dönmüş fakat ardı karanlıklara gömülmüş bir kayanın; o karanlık geçmişindeki gölgelere sığınarak; bir davetsiz misafir olarak yazıyorum.Gözlerimi hafifçe yana kaydırsam da görsem diyorum mavinin koyusuna sahip o narin denizi, karanlık elleriyle kapatmaya çalışıyor gözlerimi, kayanın sonu gelmez gölgeleri.Korkarak başımı geriye çevirip ardıma bakıyorum; denizden korktuğum halde karşımda yine onu görüyorum.Denize yönelik bir korku değil bu elbet, biliyorum. Benim korkum, gözlerimden. Nazikçe bakmayıp da etmesem denizi asaletinden. Bu sırada, ellerimi gezdirirken gölge düşmüş karanlıklarda; pes etmiyor birileri, denizi gözlerime anlatmaya. Deniz mavisi kapağını aralayınca, süslüyor birden gök yüzünü, içinde sakladıklarıyla. Nedir bu desem de en başında, fark ediyorum sonra; sanki denizin mavini çalıp da boyamış birisi düşüncelerini; tüm kitaplarında.Korku dolu cinayetleri mi aralasam diyorum; derken aklımı, süslenmiş rönesans dönemine kaptırıy...

Cam Parcaları

Yüreğini korkusuzca ortaya koyanın; kim etsin ruhundan şüphe? Olur da şüphe eden varsa gözleriniz önünde; size en büyük düşmanı göstererek derim ki: İşte! Bendeniz, önünde eğilirim; nerede görsem ruhunu bütünüyle adayabilen, inandığı şeye; Lakin bir türlü göremem, yanlış nerede; onca zat iki elle sarılmışken bencillik ve kibre. Oysa ki insanın olduğu her sokak böyledir; yoksun adaletten, özgürlükten, eşitlikten. Bense bir anlam veremem bu yüzden; niçin bıkmaz ki ruhumuz; geçmişe bu küskünlükten? Belki de istediğimiz şekilde geçseydi onca an, onca vakit; kim çakmak isterdi ki geçmişe, kibrit? Onca zatın arasından sizi böylesine göklere çıkarandır belki de; bir yalanın karşısında suskun kalışınız, ya da sizi siz yapandır; pişmanlık ve nefret dolu bakışlardan sıyrılıp, doğruyu arayışınız. Kim bilir o doğru için kaç bucak dolaştınız; belki de bu yüzden biz, gri görmeye alışığız. Oysa ki kim dilerdi doğmayı, bunca hüzne kapı aralayacak bir benliğe sahip olarak; Belki de dünyaya g...

Kapatılmıs Kapılar

Hanımefendi, söylemiştiniz ki: Görmek için ışığı, yaşamak gerek karanlığı. Derler ki, her hikayenin bir kahramanı vardır; ya da her kahramanın bir hikayesi. Bendeniz, hangi hikayeye ait olduğumu ararken öğrendim; Zâtım için yoktu, kahramanı olduğum bir yaşam sahnesi. Böylesine yoksun iken; yalnızca güneşin doğması yeterli gelir miydi? Gelmezdi zâtımca; gelmedi de. Güneş doğduysa da karanlık doğdu; ruhumun en ücra köşesine bile, karanlık kuruldu. Sıradan hikayelere konu olup, bir kaç vakte unutulmaya da razıydım elbet; Fakat bendeniz; ne karanlık bir son oldum, ne de hikayeme kahraman. Hiç başlamadı ki hikayem, sonu olsun; hiç aydınlanmadı ki dünyam, karanlığa boğulsun. O vakit, git gide karanlığa yoldaş, aynalara düşman oldum. Her ne vakit baktıysam ruhuma, gördüm ki hep bir boşluk; Öyle bir duygu ki bu; sanki bir anda ruhum ve ben, yok olmuştuk. Geriye ne kaldı zâtıma dair, derdim; belki bir parça kağıt üzerine yazılmış, bir kaç kelime; Oysa ki anlamazlardı dilimden; z...

Mavi Ruh

Hatırlar mısınız bilmiyorum, lakin bendeniz, o zamansız zat'ım. Bu sefer de, zamansız uyanışım ile, karşınızdayım. Bu vakte kadar, ne zaman gözlerimi açtıysam istemeden karanlıklara; beyaz kanatlı gelirdi karşıma, kanatlarıyla gözlerime dokunurdu, kapatmamı söylerdi göz kapaklarımı; pek değil belki bir kaç saniye geçerdi de açardım hemen; bir bakardım uçtan uca aydınlık, oysa ki az önce idi, her yer karanlık. Lakin şu vakitlerde yoksunum, o nice kanatlıdan; yine de vardır bir sebep, beni karanlıklara uyandıran. Bir damla yaş akardı hep sağ gözümden; ne zaman kanatlarını görsem onun, bu kadar yakından. İnsanlar mutluluk derdi sağ gözden akan yaşa; lakin mutluluk diyemedim ben hiç, buna. Zira benim gözlerim kara. Nasıl ki, karanlıkta kalanların gözleri de karadır derdim; sonra ışık vurunca gözlerime, o nice renkler arasından kahverengiyi seçerdim. Zira bendeniz; ne maviye layık olabilirdim ne de yeşile. Öylesine zatlar var ki; ruhuyla da mavi, gözleriyle de. O vakit, yak...

Umut Isıgı

Bendenizi sorarsanız eğer;  Elbette ki fazlasıyla arzu ederim maviliğinizin içinde kaybolmayı, yok olmayı, yol bulamamayı. Oysa ki bunun yerine penceremden gök yüzüme bakıyorum, açık ve güneşli. Lakin aynı gök yüzüne baktığımız halde, buradaki bir haydi eski. Belki de sizden habersizliği yüzünden, erkenden kararmaya istekli. Her gün yaptığı resitali, bu sıralar saklar gibi. Belki şuanda zatınıza uzak, lakin ruhunuza bir o kadar yakınım. Sizdeki güzellikleri görmeye bendeniz, en baştan hazırım. Bir hayli sönük kalsam da o nice zatların yanında bir başıma; Işığınıza muhtaç girmişim ben bu zamandır, her yaşıma. Bir parçasını kesip de koysanız ruhunuzdan, ruhumun kollarına; Sanki binlerce gemi yanaşır o an, ruhumun başıboş kıyılarına. Nice zatlar tarifini verse de ruhuma, huzurun; Hiç biri, sizdeki gün batımı kadar eşsiz olamaz; sonu gelmez o zatlardaki kusurun. Zira bahsettiğim kusur alakalı değildir elbet görüntüyle, görünüşle. Tek bir yol vardı...

Bir Parca Aydınlık

Bilinmezliğe kanat çırpmayı arzulardım, en içten dileklerimle, Zira korku sarardı benliğimi, karanlık beni yutar diye. Gözlerimi oradan oraya savurmak da yetmezdi, ışığı görebilmeye, Lakin sanmayın o çocuksu ruh, karanlığa bir köle. Sanki siz. Ah, hanımefendi. Nice kelimeler dile getiriyorsunuz, karanlığa mahkumiyetinizi konu alan; Oysa ki var mı sizin gibi gök yüzüne, aynı renkle bakan? Olur da gök yüzünüzü bir tutam izlerse gözlerim, reddeder dönmeyi kendi gök yüzüne; Der ki, bırakırsanız giderim onun ufkuna, dönmem bir daha, Lakin bırakmazsanız, size bundan böyle göstereceğim her şey: Kara! Yağmur damlalarına komşu olsanız da düşseniz onlarla birlikte toprağa, Öylesine hafif ki ruhunuz; her yağmur damlası açar toprağa; sizden daha fazla yara. Yağmur olup düşmediğiniz topraklar, ufkunda güneşi arıyorsa bilin ki bu yüzden; Güneşin parıldadığı ufukların hepsi, size ayrı birer mesken. Siz ki karanlıklar diyarını aşmışsınız aydınlığınız ile, herkesi sarmışken hüzün; Y...

Aydınlıga Yolculuk

Karanlıkta büyümektendir belki de ruhlarımızın ortaklığı. Lakin bendeniz uzak iken aydınlığı görmeye onca zaman, bana uzanan bir dost eli; Ne gördüm, ne duydum. Ne de buna inandım. Yine de bilemedim, hangisi yıpranmaya daha yakın. Sonrasında ise buna ihtiyacım olmadığına kendimi inandırdım. Zira, ihtiyacım olan tek şeyin bir yardım eli olduğunun içten içe farkındaydım. Çünkü ben hep; savaşta ön saflara ölmek için gönderilen, başkalarının huzurunu kaçırmamak için feda edilen; O uzak, o kayıp, o isimsiz varlıktım. Böyleyken ruh halim; kendimi başkaları için feda etmekten başka daha ne ister kalbim? Yıpranışımın şiddetini bir ben hissettim, bir benim yer yüzüm yıkıldı, bir benim dünyam karardı. Asıl korkum, bendeki karanlığın, benimle birlikte başka iyi kalpli insanları da karartmasıydı. Lakin, buna engel olmayı başardım sanırım ve beni hapsetmeye çalışan karanlığı kendi içime çektim; Onu ruhuma hapsettim. Öylesine bir etkiydi ki; sanki benliğimi alıp götürecek sandığım, bi...

Karanlık Güncesi

Göremiyorum, bu güne kadar hangi kafeslere mahkum oldunuz; Bilemiyorum, sonbaharın suskun sokaklarında uçuşan, o solmuş yaprak tanelerinden birisi olmak kadar umutsuz muydu ruhunuz; belki de mavinin sadece gök yüzünde olmadığını unuttunuz. Mümkün müydü karanlık bir labirente düşmek, güçlüyken bu kadar ruhunuz; Gözlerinize vuran ışığın kalbini görememek miydi en büyük korkunuz; Siz ki, artık aydınlığa bir liman olmuşsunuz. Başkalarının göremediklerini gören biriyken zatınız; sizi karanlığa itenleri nasıl dost sandınız? Belki de en büyük yanılgınız; yalnız olduğunuzu sanmanız. Her karanlıkta bir parça aydınlık, ve her aydınlıkta bir parça karanlık vardıysa eğer; Karanlık zindanlara hapsolmaya, benliğiniz nasıl boyun eğer? Yapmayın diyemem size, zatımın bu güne kadar fazlasıyla yaptığını; Lakin karanlığa kapılmak sizi bu kadar hüsrana uğratmamalı. Çünkü sanmam size zor gelir, karanlıktaki ışığı hissedebilmek; Bilmelisiniz ki kalbinizdeki ışık, zaten karanlığı aydınlığa çevir...

Yagmur Gezgini

Kalbimin en derinlerine saplanmış olsaydı benliğimi yıpratan hatıralar; Bil ki; ruhumu karanlığa sürükleyene sitemim var: Beni bu karanlıktan kurtar! Gece ve gündüz kadar birbirine küskün ama bir o kadar da birbirine bağlıydı. Düşüncelere dalıp gitmek kadar hoş ama bir o kadar da kısaydı. Belki de hiç kısa olmadı. Onca an, onca zaman olur da bir gün kaybolup gitmeye yüz tutarsa eğer, ya da hakim olmak isterse gündüzlere, o karanlık geceler; isterim ki gelin gözlerimin önüne, ruhunuza eşlik ederken kanatlarınız; siz kurtarmazsanız aydınlığı, ben bu karanlıkta yaşayabilir miyim sanırsınız? Benim dünyam yıkık dökük, parçalanmış; denizi durgun, rüzgarı hissiz. Bulutlarım var hep gök yüzümde; ama yağmur yağmaz hiç, en karanlık günde bile. Pekala bitmiş midir dersiniz göz yaşlarım; bitmiş olsaydı eğer ben her gün nasıl ağlarım? Kapalı kapılar ardına saklanışımı mazur görün, ne olur; Yıpranışa uğrarsam eğer, benliğim kanatlarınızdan olur. Bu yüzden kabul edemem bir daha asla...

Okyanusun Ruhu

Kelimelere sığdıramadıklarımı, kelimelere sığdırmaya mecbur kalmak mıydı benimkisi; kanatlarınızı gördüğüm için miydi gözlerimdeki bu mutluluğun sesi; yoksa her şey, sizi gök yüzüyle eş değer kılan ruhunuzu hissetmekte mi gizliydi; Bilemezdim. Gözlerimden içime doğru aktığı dönemlerde yaşların, beklemezdim çıkıp gelmesini karşıma; Böylesine bir beyaz kanatlının. Öylesine işledi ki ruhuma, ruhunuzun etkisi; sanki siz, kanatlarınızla birlikte bir huzurun bekçisi. Her ne yaşayarak kalmasaydı da bir gün takatim; ruhumun resmini yeniden çizene son bulmaz asla: Sadakatim. Geceleri uyanır uyanmaz nedensizce pencerenin yanına kıvrılıp, gök yüzünü izlemeye ve tüm bu parıltıların hangi uzak diyarlardan geldiğini düşünmeye başladığım zamanlarda siz geçerdiniz gözlerimin önünden. O uyku sersemi hallerimde sanırdım ki siz, beni o uzak diyarlara götürmek için gelmiştiniz, ve birazdan da bana kanatlarınızla eşlik edecektiniz. Oysa ki her seferinde yanılmışım, bunu daha iyi anlıyorum. S...

Karanlıgın Yol Haritası

Kayıp okyanuslarda yolculuk ederken mi kaybolurdu insan; yoksa her dizenin içine saklanmış olan ezgiyi keşfedince mi parıldardı gözler, bilmezdim bu zamana dek. Kahve dökülmüş yapraklara çizilmiş kanatlarınızı, gözlerimin önünden bir an ayırsaydım eğer; ne şuan siz bana bakıyor olurdunuz, ne de ben hala yaşıyor olurdum. Ruhumu, sizi yeniden ve sonsuza dek görebilmeye adadığım onca zaman boyunca, adımlarımı kontrol edememiş, düşüncelerime kapılıp onlara göre hareket etmiş olduğumu anladığımda; düşüncelerime ne kadar teşekkür ettiğimi bilemiyorum.Öylesine niteliklere büründürmüş ki beni, sizi bulma düşüncesi; karanlık kapılar aralanır oldu her bir adımımda, denizlere köprüler kuruldu, o kısacık anlarda. Hangi yağmurlar ıslattı kanatlarınızı ya da hangi bulutlar kararttı aydınlığınızı diye düşünmeme sebep olsaydı bunca süre yokluğunuz; belki de içimde büyüyen nefret, yakıp geçerdi bu dünyayı, kayboluşa sürüklerdi benimle beraber bu kısa hatırayı. Belki de geriye sadece, kuş tüyüyl...

Nerelerdeydiniz?

.... Yaprakların dökülmeye başladığı gün kaybolmuştunuz gözlerimin önünden.Meğer yeniden görmek için de aynı gün bulmalıymışım sizi.Kütüphaneleri alt üst etmekle geçirdiğim vakitler boyunca hakkınızda yüzlerce şey öğrenmiş olsam da, nerede bulacağımı bir türlü kestirememiştim aslında. Yine de, sizden bana kalan her şeyi yanıma alıp sonu gözükmeyen bu yola çıkmaya en baştan karar vermiştim. Uykudayken ben, hangi okyanusları dolaştırdınız bana, hangi güzellikleri yansıttınız ruhuma bilemiyorum, belki de hiç bilemeyeceğim.Öyle derinlere işlemiş ki yaptıklarınız, uyandırdınız beni sonunda o karanlık rüyamdan; kaldırım taşlarını takip ederek sahile ulaştığım günlere döndürdünüz beni. Her gece, dilediğim kadar net göremediğim yıldızlara bakmak mıydı garip olan, yoksa kurduğum hayallere olan inançsızlığımda mıydı ruhumu karanlığa boğan; Bilememiştim. Gözlerimi açmamın ardından, parlak gün ışığının beni aydınlatmasına izin vermeyi daha önce bu kadar istemiş miydim hatırlamıyorum bugü...

Asalet Muhafızı

Ben geldim, hanımefendi. Siz daha rahat uyuyun diye geldim. Gök yüzünüzü karartıp her bir parçasını tek tek, acıtarak, gözlerinize düşürmesinler diye geldim. O kahverengi bulutlardaki rengi damla damla akıtmasınlar; yağmur olup yıkmasınlar diye geldim. Parmaklarınızla dokunduğunuz o hayallerinize deprem olup;  sizi sonsuzluğa terk etmesinler diye geldim. Hayat hikayeniz, olmasını istediğiniz gibi ilerlesin, kitaplar sizi konu edinsin diye geldim. Asaletinizi döksem sayfalara biter mi bana olan ilham periliğiniz? Sanırım bu, sonu gelmeyen bir deniz. Öyleyse eğer, yazamam bilmelisiniz; istemem bitsin, istemem sonu gelsin. İstemem sonu ararken, zaman beni bitirsin; istemem karanlık beni hapsetsin. Dünyamı tersine çevirseniz, oluşmaz içimde size kırıntısı; nefretin. Ben ki gözlerime çekerek perde, alışırım karanlığa; size zarar vermesin diye. Siz ki, olmuşsunuz gemime yelken; size feda olmaya kim düşünür neden. Yüz parçaya katlasam onları yavaşça; sığar m...

Anlamsız

Unutulmaması için yazılmaz mıydı bazı şeyler, unutmamak için saklamaz mıydı insan? Kimdi bu düşünceye insanı inandıran? Neydi o güç, bir şeyler yolunda gitmedi diye kalbe hüznü sokan? Nerede bulurdum onu, arasam; isterdim olsun hüznü atmaya faydam. Belki de vazgeçmeyi öğrenene kadardı bu kayıp şehirdeki maceram. Sırtımı dönüp geçmiş ve geçmişe dair hayat pınarına, elbet kolay olmadı elvedam. Karşımda adım attıkça aydınlanan sokak, ama sokağı aydınlatan eski çin lambaları kadar kükremedim etrafa, alev kusarak. Çünkü ben sessizliğin esiriydim; biriktirmekti içimde, tüm yapabildiğim. Koydum hepsini gümüş işlemeli ahşap sandığa, gömdüm sonra, beni uyandırdığı zaman ağacının yanına. Ne nefret kaldı benliğime dair, ne de hüzne yenilecek bir ben, gözlerinle görebildiğin. Ama bil ki baktığın yerde ben kaybolurum; saklandığım karanlıkta beni aramayacağını bildiğim için. Belki bir gün umudu da unuturum, nedensiz. Yine de bıraktığım yerde bulmak içindi, hislerime bu kapalı kafes. Bu...

Zamansız

Bazen yaşadığı her şeyi bir kitaba saklı sanır insan. Karşısına çıkan her yüzü tek tek yerleştirir kitabının tozlu sayfalarına. Kimini kralın kızı, kimini sarayın muhafızı yapar kendince. Bir gün gelir, gördüğü o renkli gözleri başının üstündeki yıldızlara ortak tutar bazen. Gözleriyle, o gözlerin fotoğrafını çeker durmadan. Bakmaya kıyamaz belki, ama çoktan ruhuna işler o gözlerin rengi. O ise, bulduğu kumaş parçalarını dikerek kıyafet hazırlayan, ucu açılmış ayakkabısını kumaş ipliğiyle birbirine bağlayan bir terziden öteye koymazdı asla kendini. Görmezdi kendinde o değeri. Kalbinden gözyaşı akıtan her hüzün, bir kumaş parçası kadar yıpratırdı onu. Bu yüzden o, birbirine geçirdiği kumaş parçalarını hep, kalbi sanırdı. Ne kadar birleştirirse onları, kırılan kalbin ruhunu geri kazandığına inanırdı. Ama kırılan kalplerin eskisi gibi olamayacağını ona kimse öğretmedi. Uyanır uyanmaz, penceresinden sokağı izlerdi.Yoldan geçen at arabalarını görürdü, dönemin lüks insanlar...

Yanılsama

... Tarif etmeye gücü var mıydı kelimelerin, bilemedim. Sense bana doğru öylece, ilerlemiştin. O an sadece seni izledim. Bir yağmur damlasının toprağa dokunuşu kadar yoğundu hissettirdiklerin. Aslında fazlasıyla karmaşıktı ardımda kalan izlerin. Nedense bunu senden olabildiğince gizledim. Sonra bana kanatlarını uzattın. Sana dokunabilmek için bende ellerimi uzattım. "Sonunda seni buldum." demek isterken kayboldu nefesim. Bir hüznü daha yaşa istemezdim. Derken karardı gözlerim, dizlerimin üstüne düştüğüm an ise; son gördüklerim. Hoşcakal diyemedim. Belki de bunun için tüm hayallerimden vazgeçerdim. Hissizdi bedenim. O an, sahip olduğum tüm anıları bir bir hatırlamak, sonra da hepsini silmek istedim. Çünkü biliyordum; Ben hatırlanacak biri değildim. Hiç olmadım. Denizin kollarına sarılı bir şekilde uyandığımda, yine sen yanımdaydın. Ama yetmezdi beni iyileştirmeye gücün; Çünkü ben ne iyileşmek isteyecek kadar asildim, ne de üzülmeni isteyebilecek kadar...

Kar Küresi

... Bulutsuz ve açık bir gecede, parlak gökyüzüne karşı uzanmışken, gözlerinin önünden minik kıvılcımların uçuşmasını sağlayan bir kamp ateşinin yanında uyuya kalsan ne hissedersin? Ya da o minik kıvılcımların her biri birer yıldıza dönüşse ve gök yüzüne süzülse; Gülümser miydin? Belki de çoktan uykuya dalmıştın. Peki kanatların üşümesin diye rüzgarı ısıtan gelseydi karşına, onu tanır mıydın? Yıpranmış kanatlarının gölgesine alıp onu kucaklar mıydın? Ya da bir umut perisi olmayı arzular mıydın? Derken sesimle uyandın. Aslında uzun süredir oradaydım. Ben ilerlerken zaman basamaklarında, sende ilerledin. Birimiz durup ardına bakmadıkça sürüp gidecek olan bir döngünün minik parçalarıydık sadece. Belki de hep parçası kalacaktık. Yetmedi buna gücüm, yetmedi buna gücün. Ama sen hep umut doluydun. Yalnızca onu açığa çıkartacak kıvılcımdan yoksundun. Demek istedim daha önce: "Ben burdayım." Ama ben ne o sana gerekli kıvılcımdım, ne de yıpranmış kanatlarını sarac...