Kayıtlar

Mayıs, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Isık Oyunları

... Kum tepesinin zirvesine çıkmışken bu devasa dağ serpintilerini es geçmek olmazdı.Dağların her birinin, birer sembole den gelen bir kronolojisi olduğu gerçeği içimi ürpertiyor doğrusu. Vadinin ucuna uzanan patikayı kullanarak, serpintilerle yüz yüze gelip, onları araştırmayı isterdim. Ki bunu yapmıyorum.Yapamıyorum. Belki de yapmak istemiyorum. Böyle muhteşem ışık oyunlarının gökyüzünü aydınlattığı bir kum tepesinin zirvesi, seni zirveye kuş tüyü gibi hafif bir şekilde bırakan kanatlı birinin oluşu kadar karmaşıklığın ortasında kalırken insan, pek de isteklerine ya da meraklarına zaman ayırmayı tercih etmiyor. Tercih etmek daha da güzel olabilirdi belki de.Her medeniyetin, her canlının, her ışığın, her kar tanesinin bile bir hikayesi olduğu gerçeğini tatmak, gayet tatmin edici ve merak uyandırıcı bir olgu olabilirdi; Kimileri için. Tabi ki olmayabilirdi de. Zirvenin uç kısmana doğru ilerledikçe, artarken heyecan; bu heyecanı, görülmeye değer olan her bir parıltının verd...

Müzik Kutusu

... Kar küresinin bir müzik kutusuna dönüşebileceği hiç aklıma gelmemişti.Onu yanımdan ayırmamış olsam da, melodilerini hiç duymamıştım ya da hissetmemiştim.Belki de duyabileceğim sesler değildi bu düşünce fısıltıları. Ne de olsa; "Büyüsü sırrında." diye tekrarladım yeniden. Gerçekten de öyleydi, büyüsü sırrındaydı, bilinmeden, çözülmeden daha güzeldi düşünceler, duygular.Bir müzik kutusundaki melodileri dinlemek kadar müthiş, çikolata tadındaki nefret kadar paha biçilemezdi. ... Tabi; bir şeylerin eksik olmaması şartıyla. Bir parça için sözlerin, Bir kitap için kahvenin, "Daniel için Max'in," olması gerektiği şartları gibi. Benim içinse biraz karışık. Parıltı. Beyaz kanatlı. Sonra mavi. Sonra yeşil. Ve daha birçok şey. Neden hepsi bir arada olmasın ki? Belki de fazla soyut bir düşüncedir. ... Kendimi soyutlaştırmamın etkisiyle bir çeşit zihin oyununa girmiş halde buldum düşüncelerimi.Her şey fazla soyut gelmeye başladığında; "Farklı bi...

Çıglıklarımın Sıgınagı

... Gümüş işlemeli ahşap kutuyu elime aldım ve bir kağıt parçasına not ettiğim harfleri yırtıcı bir sessizlik içinde okumaya başladım.Bu da bir tür oyun gibiydi benim için.Açtığım da neyle karşılaşacağımı bilmesem bile, içinde olabilecekler beni heyecanlandırmıştı. Sanırım bu harfleri bulduğum anda, aklımda pek çok şey olmalı ki; sadece yazmış ve bu şekilde bir anlam taşımadığının farkında değildim. Yirmi bir harften oluşan bu şifreyi çözebilmek neredeyse güneşin batışını bulmuştu.Yanımda bunu sorabileceğim ilk kişi bile yoksa; demek ki bunu ben yapmalıyım dedim.Bulduğum şey..; "Çığlıklarımın sığınağı" 'ydı. Benim için fazla yoğun bir duygu içeren bu iki kelime; gümüş kapılarımın anahtarı olmuştu.Elimi yavaşça kutunun kapağına uzatıp, açtım.Tam olarak beklediğim bu değildi. Yani kutunun içinde güzel yazılmış bir yazı ve bir kar küresi vardı. Buna pek anlam verememiştim aslında.Elbette bu iki güzel şey benim için o kadar değerliydi ki; ama sanırım daha farklı bir şe...