Cam Parcaları

Yüreğini korkusuzca ortaya koyanın; kim etsin ruhundan şüphe?
Olur da şüphe eden varsa gözleriniz önünde; size en büyük düşmanı göstererek derim ki: İşte!
Bendeniz, önünde eğilirim; nerede görsem ruhunu bütünüyle adayabilen, inandığı şeye;
Lakin bir türlü göremem, yanlış nerede; onca zat iki elle sarılmışken bencillik ve kibre.
Oysa ki insanın olduğu her sokak böyledir; yoksun adaletten, özgürlükten, eşitlikten.
Bense bir anlam veremem bu yüzden; niçin bıkmaz ki ruhumuz; geçmişe bu küskünlükten?
Belki de istediğimiz şekilde geçseydi onca an, onca vakit; kim çakmak isterdi ki geçmişe, kibrit?

Onca zatın arasından sizi böylesine göklere çıkarandır belki de; bir yalanın karşısında suskun kalışınız, ya da sizi siz yapandır; pişmanlık ve nefret dolu bakışlardan sıyrılıp, doğruyu arayışınız.
Kim bilir o doğru için kaç bucak dolaştınız; belki de bu yüzden biz, gri görmeye alışığız.
Oysa ki kim dilerdi doğmayı, bunca hüzne kapı aralayacak bir benliğe sahip olarak;
Belki de dünyaya gözlerimizi açmak için sunulmuş en harika yoldu bu bize; bir hediye olarak.
Derseniz ki: aslında hepsi birer tuzak, hepsi ardı karanlık birer sokak; inanırım, sonrasında olur aniden deniz bana, bendeniz ruhuma suskun; ey umudun perisi; siz bile korkuyor iseniz nasıl son bulur bu karanlık oyun?

Gözlerimden içime aksa da onca süredir rengarenk bulutlar; ruhumun bir köşesi hep karanlık,
O karanlık köşeleri aydınlatacak birileri yoktuysa; niçin vardı ki bunca yaşanmışlık, yaşlanmışlık?
Derler ki; gün gelir de karşınızda belirir; bir elinde meşale, öteki elinde bir kaç parça kağıt.
Işığıyla ruhunuzu aydınlatırken, anlatmanızı ister sizden; hangi yağmurlarda ıslandınız ki ruhunuz böylesine kırık, böylesine yıkık; her kelimenizi bir bir yazar da koyar o kağıt parçalarını ufak şişelere; sonra bırakır hepsini okyanusun emrine, başını çevirir gök yüzüne, sorar size:
Okyanuslar bile biliyor artık bütün hüzün ve kederinizi; öyleyse niçindir ruhunuzu saran bu kötü his;
yer gök uzatmış iken o narin ellerinize, ellerini?

Ah, hanımefendi.
Kimi umutlar küçücüktür; var mıdır yok mudur bir türlü anlayamaz insan; ne bakarak, ne dokunarak.
Gün gelir, o umudun en ufak parçasına bile muhtaç kalırız da nefes nefese arar dururuz bir yerlerde; korkarak.
İşte o korku, boyarken mavi gözleri bile, griye; ruh nasıl kapılmasın ki karanlığa, hüzne?
Bu yüzdendir ki; artık biliyorum, ruhumu niçin sandım hep bir kafeste.
Gözlerimi, siyah ve beyazdan ötesine mühürleyenler gelsin istedim de bir bir önüme, gelmediler;
Zira onlar, en derinlerime saplanan binlerce cam parçası idiler.
"Kan oluk oluk akar da durmaz ise, ne olur bilmez misin? " diye fısıldadı deniz, ancak;
Umutsuzca bir kaç kelime döküldü ki ağzımdan o anda: "Nefes alsam, ne olacak?"
Lakin istemedim elbet, kalp atışlarım dursun; denizin istediğine kulak verip ruhuma seslendim;
Ki ruhum, ışığı göreceği günü beklemeye koyulsun.
Yer ve gök'ün; siyah ve beyaza bürünmüş vakitleri şöyle dursun; istedim ki her gün omzuma, farklı bir kuş konsun,
Her biri ayrı bir rengi fısıldasın ki açılsın gözlerim; yalnızca sizi görmek bile yetecekmiş aslında; ne yazık ki bendeniz, sizi çok geç fark ettim.Lakin bu vakte kadar uçan olmadı ki gök yüzüme, fısıldasın bilmediğim bir renk; şanslıyım ki kanatlarınızı görünce açıldı gözlerimdeki perdeler, tek tek.

...

                                                                         

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?