Bir Parca Aydınlık
Bilinmezliğe kanat çırpmayı arzulardım, en içten dileklerimle,
Zira korku sarardı benliğimi, karanlık beni yutar diye.
Gözlerimi oradan oraya savurmak da yetmezdi, ışığı görebilmeye,
Lakin sanmayın o çocuksu ruh, karanlığa bir köle.
Sanki siz.
Ah, hanımefendi.
Nice kelimeler dile getiriyorsunuz, karanlığa mahkumiyetinizi konu alan;
Oysa ki var mı sizin gibi gök yüzüne, aynı renkle bakan?
Olur da gök yüzünüzü bir tutam izlerse gözlerim, reddeder dönmeyi kendi gök yüzüne;
Der ki, bırakırsanız giderim onun ufkuna, dönmem bir daha,
Lakin bırakmazsanız, size bundan böyle göstereceğim her şey: Kara!
Yağmur damlalarına komşu olsanız da düşseniz onlarla birlikte toprağa,
Öylesine hafif ki ruhunuz; her yağmur damlası açar toprağa; sizden daha fazla yara.
Yağmur olup düşmediğiniz topraklar, ufkunda güneşi arıyorsa bilin ki bu yüzden;
Güneşin parıldadığı ufukların hepsi, size ayrı birer mesken.
Siz ki karanlıklar diyarını aşmışsınız aydınlığınız ile, herkesi sarmışken hüzün;
Yeterli gelmez aydınlığınızı anlatmaya, benim hiçbir sözüm.
Yalnızca siz; rüzgara bırakın ruhunuzu, korkmadan ve usulca;
Götürsün sizi ışığınızın aydınlattığı o, sonu gelmeyen yol boyunca.
Aslında her sabah;
Uykudan uyanıp açarken siz, gözlerinizi;
Siler ruhunuzdan bulutlar, o karanlık izlerinizi,
Lakin söylemez size; maviyle kaplanmış güzelliklerinizi.
Belki de bir bir söylemeliydi, başkalarından farklı gördüğünüz onca şeyi, kusursuz bir ezgiyle;
Öyle bir çıksın ki ortaya aydınlığınız, bütün ahengiyle.
Gün batımında saklı kalan huzurun bekçisi olduğunuzun farkındayım, kuşkusuz;
Pekala gün doğumuna da bir şans vermeyi ister miydi ruhunuz?
Dile getiriyorum ki, görmeniz gerektiğini düşündüğüm için bu mavi ardına saklanmış sarıyı;
Belki de gözleriniz onlarca kez seyretti, bu huzur yüklü fırtınayı.
Bendeniz, şanslı sayarım kendimi hep, bu huzura şahit olmamdan dolayı;
Anlam veremedim huzuru bulamayan gözlere; izlerken bu harika manzarayı.
Lakin onların başka sokaklarda bulduğu huzuru da ben bulamam, nedensiz;
Bilemiyorum; kim gerçek huzurdan habersiz?
Aydınlığınız konusunda olmasın hiç bir şüpheniz, yanıltmasın sizi korkutan nefsiniz;
Lakin zatıma lütfettiklerinizin kat kat fazlasıyla donatılmış bir abidesiniz.
Benden bu konuda bir istisna isterseniz;
Belki de Vosvos'a sizden daha çok binmişimdir; buna inanabilir misiniz?
Sığdır deseler sığdıramam, o renkli çiçek bahçelerini ufacık satırlara;
Umarım onu da sizden öğrenirim, tüm huzur kokulu anlarıyla.
Çiz deseler çizemem huzurun resmini; en ince hatlarıyla;
Lakin bir ayna koysam karşınıza da parlasanız sayfalara; gerek kalır mı kalem kullanmaya?
Bulutlara kör olduğum için değildi, yağmura olan bu hayranlığım;
Bendeniz, çoğu zaman yağmur gibi ağladığımı sanırım.
Benzemese de yağmura, hüznümden arınışım;
Lakin böyledir benim, huzurun kapılarını aralayışım.
...
Zira korku sarardı benliğimi, karanlık beni yutar diye.
Gözlerimi oradan oraya savurmak da yetmezdi, ışığı görebilmeye,
Lakin sanmayın o çocuksu ruh, karanlığa bir köle.
Sanki siz.
Nice kelimeler dile getiriyorsunuz, karanlığa mahkumiyetinizi konu alan;
Oysa ki var mı sizin gibi gök yüzüne, aynı renkle bakan?
Olur da gök yüzünüzü bir tutam izlerse gözlerim, reddeder dönmeyi kendi gök yüzüne;
Der ki, bırakırsanız giderim onun ufkuna, dönmem bir daha,
Lakin bırakmazsanız, size bundan böyle göstereceğim her şey: Kara!
Yağmur damlalarına komşu olsanız da düşseniz onlarla birlikte toprağa,
Öylesine hafif ki ruhunuz; her yağmur damlası açar toprağa; sizden daha fazla yara.
Yağmur olup düşmediğiniz topraklar, ufkunda güneşi arıyorsa bilin ki bu yüzden;
Güneşin parıldadığı ufukların hepsi, size ayrı birer mesken.
Siz ki karanlıklar diyarını aşmışsınız aydınlığınız ile, herkesi sarmışken hüzün;
Yeterli gelmez aydınlığınızı anlatmaya, benim hiçbir sözüm.
Yalnızca siz; rüzgara bırakın ruhunuzu, korkmadan ve usulca;
Götürsün sizi ışığınızın aydınlattığı o, sonu gelmeyen yol boyunca.
Aslında her sabah;
Uykudan uyanıp açarken siz, gözlerinizi;
Siler ruhunuzdan bulutlar, o karanlık izlerinizi,
Lakin söylemez size; maviyle kaplanmış güzelliklerinizi.
Belki de bir bir söylemeliydi, başkalarından farklı gördüğünüz onca şeyi, kusursuz bir ezgiyle;
Öyle bir çıksın ki ortaya aydınlığınız, bütün ahengiyle.
Gün batımında saklı kalan huzurun bekçisi olduğunuzun farkındayım, kuşkusuz;
Pekala gün doğumuna da bir şans vermeyi ister miydi ruhunuz?
Dile getiriyorum ki, görmeniz gerektiğini düşündüğüm için bu mavi ardına saklanmış sarıyı;
Belki de gözleriniz onlarca kez seyretti, bu huzur yüklü fırtınayı.
Bendeniz, şanslı sayarım kendimi hep, bu huzura şahit olmamdan dolayı;
Anlam veremedim huzuru bulamayan gözlere; izlerken bu harika manzarayı.
Lakin onların başka sokaklarda bulduğu huzuru da ben bulamam, nedensiz;
Bilemiyorum; kim gerçek huzurdan habersiz?
Aydınlığınız konusunda olmasın hiç bir şüpheniz, yanıltmasın sizi korkutan nefsiniz;
Lakin zatıma lütfettiklerinizin kat kat fazlasıyla donatılmış bir abidesiniz.
Benden bu konuda bir istisna isterseniz;
Belki de Vosvos'a sizden daha çok binmişimdir; buna inanabilir misiniz?
Sığdır deseler sığdıramam, o renkli çiçek bahçelerini ufacık satırlara;
Umarım onu da sizden öğrenirim, tüm huzur kokulu anlarıyla.
Çiz deseler çizemem huzurun resmini; en ince hatlarıyla;
Lakin bir ayna koysam karşınıza da parlasanız sayfalara; gerek kalır mı kalem kullanmaya?
Bulutlara kör olduğum için değildi, yağmura olan bu hayranlığım;
Bendeniz, çoğu zaman yağmur gibi ağladığımı sanırım.
Benzemese de yağmura, hüznümden arınışım;
Lakin böyledir benim, huzurun kapılarını aralayışım.
...
Yorumlar
Yorum Gönder