Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gölge

... Neydi değişen? Kaybedilen ya da silinen. Var mı buna bir cevabım? Olsaydı bile, bunu kaldıramazdım. Bir tarafta buz dağına sakladıklarım, onları gün ışığına çıkaransa; karşılaştıklarım. Bilmediklerim ya da öğrenmek istediklerim. Bir an için gerçek olduğunu sandığın ama gerçeklikten çok uzak olan şeyler; Yok mu kaçıp kurtulduğun bir yer? Belki de bu, tümüyle, tek bir parçaydı. Paylaşmaya değer olmaktı ya da paylaşmaya değer bulmaktı. Peki paylaşmaya değer buldukların için paylaşmaya değer olmamak hangi taraftaydı? İyi mi yoksa kötü mü? Her şeyi anlatmak isteyebileceğin biri, nasıl bir anda her şeyi sakladığın birine dönüşür? Ya da önemsemediğin birine. Önemsediğin ama dile getirmediğin. En yakın hissederken en uzağa sürüklendiğin. Kaldırım taşlarını takip ederek sahile ulaştığım günleri geri istiyorum. Ya da rüyalarıma girdiğin. Bana asaleti öğrettiğin. Yol gösterdiğin. Belki de tüm bunlar, yıpranıp harf harf kaybolacak minik bir akvaryumdur. İçini ne kad...

Duygu Origamisi

... Her pusula kuzeyi gösterir öyle değil mi.Oysa ki benim bir pusulam bile yoktu. Sahip olduğum tek yön oydu. Ona doğru attığım adımlar ise, sonu parıltıya çıkan bir yoldu. Peki o nereye gidiyordu? Her gün batımında, kanat parçalarının parıldamasında bir anlam yok muydu? Ya da bu kayboluşun, ardındaki sebebin adı "yok oluş" muydu? Belki de "yeniden doğuş". Anlatılmayan pek çok şey var.En azından benim birilerine anlatmadığım. O kütüphanede bulduğum tek şey kanatlar değildi. Aradığım tek şey, kavanozun içindekileri sahibine ulaştırmak değildi. Gizlenen bilgiler gibi küçük yazılmamışlardı ya da yazıldığı alfabe karmaşık değildi.Gayet açık ve gayet büyüktüler.Sanki yüz yıllar sonra birinin buraya gelip bir şeyler arayacağını ve aradığı şeylerin karşısında belirmesine şaşıracağını tahmin etmişlerdi. Aslında şaşırmamıştım.Sonuçta oraya, bunun için gitmiştim. Öğrendiğimde şaşırmayacağım şeyleri öğrenmeye. Oraya gitmiş ve bunlar öğrenmiş olmayı diler miyd...

Satır Arası

... Uyuşuk kutup ayılarına benzeyen garip yürüyüşüm yüzünden bir deniz kıyısı bulabilme umudumu sonuna kadar zorladım aslında.Fazlasıyla zor bir yolculuktu dersem yalan söylemiş olur muyum bilmiyorum, belki de bu bir yolculuk değildi. Belki de sadece bir değişimdir. Öyle olması dileğiyle. Deniz kıyısına doğru ilerleyişimin son bulması kabul edilebilir bir gerçek gibiydi.Ama gördüklerim biraz karmaşık. Ne iyi, ne kötü. Karmaşık işte. Karanlığın önceden kapladığı yerleri, bir bir geçtim.Hepsini. Bir anlamda karanlığı kovaladım. Bir anlamdaysa, onu aradım. Hep sorarlar ya, önce iyi olanı mı yoksa kötü olanı mı söylemeliyim gibi şeyler. Ben kötü olandan başlıyorum. Hala karanlık. Kötü olan bu. Aydınlıktan karanlığa geçiş o kadar hızlı ki, korkuyorum. Fazla anlık, ve fazla yıpratıcı. Onun; Karanlığa hapsolması mı, yoksa aydınlığa kanat açması mı. Hangisi. Aklımda canlandıramıyorum.Şuan da ne yaptığını.Nelere dayandığını. Ya da nelerden kaçtığını. K...

Düsünce Biyografisi

... Güneşin fısıltıları kasabayı aydınlatmaya başlarken uyandım.Botlarımı giydim, uç kısımlarından hafif sökülmeye başlamış çantamı aldım. Aklımdaki şey basitti; bence, herkes uykudayken gerçekleşen ayrılıklar daha kolaydı.Sonuçta bir veda sahnesinde başrol oynamazsınız ya da göz yaşlarının doldurduğu bir hüzün tablosuyla karşılaşmazsınız. Ya da öyle olduğunu sanırsınız. Tüm bu yolculuğa başladığımdan beri, onlarca yer gördüm.Onlarca insan, onlarca acı, onlarca hüzün. Ama herkesin dindirmesi gereken bir hüznü, bir acısı olduğunu da gördüm.Bunun için çabaladıklarını gördüm. Tıpkı benim gibi. Yine de öğrendiğim bir şey vardı: Başladığım şeyi bitirmeliyim.En azından kendime, başladığım şeyi bitirme şansını vermeliyim.Çünkü buna mecburum. Kanat parçalarının içinde olduğu kavanozu da çantama koyduktan sonra yavaşça kapıyı açtım ve yolculuğumda yarım kalan onlarca şeyi, yine ardımda bıraktım.Ya da öyle sanıyordum. Jinora için eldivenlerimi, Maggi'ye ise yapma...

Yaz Esintisi

"İstersen benim tabağımdakileri de verebilirim sana, ne dersin Maggi?" "Abartma, o kadar da aç biri değilim." "Emin misin, ben pek emin olamadım da." "Sen onu bırak da, şu mektup olayı; mektup yollayabilmek için yolculuk yapan birilerini bulmak gerekiyormuş.Ben de eğer birine rastlarlarsa bize haber vermesine söyledim.Bu arada sen de mektubunu hazırla bence." "Güzel, bunu duyduğuma sevindim.Mektup işini düşünmene gerek yok, bir kaç güne hazırlarım." "Niye ki, roman mı yazacaksın." diyerek kahkahasına engel olamadı Maggi. "Tabi ki, en büyük hayalim." "Eee, sen bütün gün tembellik mi yaptın?" "İsterdim, bakmam gereken sayısız kitap vardı, bir kaç önemli şey buldum ama ayrıntı kısmı yok, yani pek kullanabileceğimiz bir şeye benzemiyor malesef." "Öyleyse sormuyorum bile demek istiyorum ama belki yine ben çözerim sorunları, hı." "Tabi ki öyle.Peki bu kütüphanenin bir ...

Zaman Çemberi

İçeriye atılan bir kaç adımdan sonra, gördüklerinin etkisine kalan Lucas, aniden bırakınca büyük bir sesle kapandı kapı.İlkel olması nedeniyle oldukça ağırdı, çıkardığı ses de öyle. "Dikkatli olur musun?" diyerek biraz korktuğunu anlatır gibiydi Maggi. "Haklısın benim hata...Ama şey...Sanırım bu ses Jinora'yı bulmamızı sağladı.Arkandaki ışık hüzmesini görmelisin." dedi Lucas, gözleriyle işaret ederek. "Az önce yoktu, bu.Muhtemelen onu uyandırdın.Seninle ne anlaşmıştık?" "Üstüme gelmeyi bırak, sonuçta isteyerek yapmadım." "Neyse, bunu sonra konuşacağız, kaçışın yok." "Kaçmak isteyen var mı ki?" "Yani bilemiyorum, sonuçta neler yapabileceğim hakkında pek fikrin yok." "Tabi ki, kesinlikle, gayet haklısın." "Sanırım bu ukalalığın için de bir şeyler düşünmem gerek." "Peki peki, artık aradığımız şeye odaklansak diyorum, bayan intikam alıcı." "Ne intikamı, hangi i...

Gokyuzu Kutuphanesı

"Ne?...Sen ciddi misin?" derken bir an irkildi Lucas, Margeret'a çevirerek yüzünü.Margeret ise, kalktığı köşeye geri döndü, yeniden oturduktan sonra cevapladı: "Elbette.Şey..baştan söylemeliyim; sonuç olarak onu bulamayabilirim, ama en azından bulmana yardım edebilirim.Yani, denerim." "Peki nasıl? Neyle?...Bunca zamandır bu konuda yapabildiğim tek şey saçtığı parıltıları takip etmek, ama kanatları olan birini takip etmek kolay değil tahmin edebileceğin gibi." "Belki bana inanmayabilirsin, belki de gerçekten bir efsanedir, bilemiyorum; kızım bu tür esrarengizliklere bayılır, sanırım bu yüzden onu, beyaz kanatlının bu kasabadan geçtiği günden sonra sık sık kütüphanede bulmaya başladım.Burası küçük bir kasaba olabilir ama Gökyüzü kütüphanesi bu kasabada.Aslını istersen kütüphanenin neden ve nasıl oluştuğu bile esrarengiz.Her neyse." Biraz soluklandıktan sonra devam etti Margeret. "O günden sonra kızım, sanki kütüphanede tüm hayatını okuya...

Mesale

Hava kararmaya başlayıp, ay yüzünü sakladığı perdeyi açmaya yeltenince; adam ne yapacağı konusunda pek fikrinin olmadığını da yavaş yavaş anlamıştı.Tedirgin bir şekilde, titreyen sesiyle sordu minik kıza; ama bu titreme soğuktandı. "Gitmeden sana bir şey sormalıyım.Bu kulübe...şey... acaba bir sahibi var mı?" "Sence bir sahibi olsa böyle yıkık dökük kalır mıydı Mr.Robinson?" "Mr.Robinson da ne demek?Adım Robinson değil ki." "Olması da gerekmiyor zaten.Sonuçta bu da bir takma isim bay ukala." "Annen de senin kadar cadı mı bilmek isterdim doğrusu." "Cadı olmak için bir süpürgeye binip uçabilmek gerekiyorsa; ki bence gerekli, yani o bir cadı değil." "Senin aksine..." derken adam; karşılarında birisi belirdi, sıradan bir yürüyüşle onlara yaklaştı. "Bak işte beklediğin geliyor.O benim annem, ona nazik davran; sonra külahları değişmeyelim." diyerek hafif tehtidkar bir ses tonuyla fısıldadı adamın...

Parıltı

"Belki ağlamam." diye cevap verdi minik kıza. Oysa ki gök yüzünden bedenine akan bu hüznü nasıl sonlandırabileceği konusunda neredeyse hiç bir fikri yoktu.Kaldırdı başını.Gök yüzünün aydınlığında gizlenen; ama az da olsa belirgin olan ay'ı gördü. "Çok güzel öyle değil mi?" "Bir de gece görmelisin, şanslısın ki bu kasaba da ard arda dört gece dolunay olabiliyor." dedi minik kız.Şaşırmaya çalıştı adam, heyecanlandığını anlatırcasına kaşlarını kaldırdı, minik kızı üzmemek için.Bir süre sonra, kargalar dışında ses çıkaran canlı kalmayınca kulübe etrafında; minik kız bozdu bu kelime orucunu. "Seni buraya ne getirdi emin değilim ama aklımda birisi var." "Bunun anlamı ne küçük hanım?" diye karşılık verdi adam, hafif gülümser gibi oldu bir an için, ama başaramadı.Aklına baskı yapan soru cümleleri eşliğinde, en mantıklı olduğunu karar verdiği soruyu beklemeden sordu; sonra engel olamadı, bir çok soruyu dile getirdi kalbi. "...

His Defteri

Düştüğü hissizliğin içinde; rastladığı bu kasabadaki yıkık dökük bir kulübeydi onu kurtaran.Dondurucu soğuk bedenini, hissizliği ise kalbini yıpratmıştı.Tüm hisleri bir bir silinmişti his defterinden.Yoktu başka seçeneği; gölgesinin peşine düşmek bu yüzden ona mantıklı gelmişti.Ne bir izciydi, ne bir iz sürücü ne de bir izlerin sherlock'uydu.Hissizliğinin etkisinde yok oluşunu izleyendi o, en uç noktadan. Kimileri duygusuzluktan parçalanırdı, kimileri ise duygu yoğunluğundan.Hissizliği yıprattı benliğini; ama duygularının asla önüne geçemedi.Ama bilirdi; duyguları yağmurda yakılan bir kamp ateşi gibiydi.O duyguyu sağlayan uzaksa, hisleri sanki bir firariydi. Kulübeye girmeden önce etrafını taradı, aklında yakılabilecek bir ateşin hayali vardı.Gördüğü bir kaç odun parçasına doğru yürüdü, eline aldı, ama farkına vardı; kar tüm odunları ıslatmıştı.Dert etmedi bunu.Ne de olsa, ona olan uzaklığı, buram buram üşüttü onu.Belki bedenini değil; ama kalbini. Kasaba insanından bir parç...

Bir Sihirbaz Oyunu

... Kanatlarından dökülen minik tüylerin rüzgarın etkisiyle süzülmesini beklerdim açıkçası.Ama farkına vardım ki, gri ve beyaz karışımı görüntüsüyle büyülese de gözleri; onun yarım kalan, kırılmış hayalleriydi bunlar.Bir bir sıralamıştı arkasında iz bıraktığı köprüye.Yapabileceği tek şey ise bıraktığı izi takip edebilmekti bu küçük bilgenin.Ama asla bir bilge değildi; kelimelerini, kilitli kapılarını aralayarak seçerdi; oysa ki kelimeler her şeyi çözer miydi? Hiç bir şeyi bilemezdi belki; ama parçaların bir bütüne dönüşmesini defalarca seyretmişti.Köprüye sıralanmış parçaları biriktirdi bir kavanozda.Her gün, gün doğumunda saldırdı aydınlığa. Gözü gökyüzünde; ama aklı başka yerdeydi.Belki yarım kalmış kanatlarıyla geri dönerdi. Bu inanmak istediği ilk cümleydi. Bir elinde kavanozu, diğer elinde eskiden kalma feneriyle, yavaş adımlar atarak diz çökerdi gök yüzüne. Gitmezdi daha ileriye, oysa ki yorgunluğundan değildi suskunluğu; onu güçsüz görmeye dayanamazdı, yalnızca buydu soru...