Zaman Sahibi
Halbuki ben, gün doğumunu bekleyebilecek kadar zaman sahibi idim, hatta binlercesini de bekleyebilirdim. Ben beklerdim, o gelirdi; her ne vakit gelirse de kızılından bir parçayı çekip içime atardım kuşkusuz. Göğün ışıltısını içime çekmek, aslında bilemiyorum, hislerimi kaybettiğim günü bile hatırlayamıyor iken bu, fazla bencilce olsa gerek ki beni böylesine kaplamış, hissedebildiğim tekdüze şeylerden biri haline gelmiş. Elbet bu tükeniş rüzgarına nasıl kapıldığımı da sordum kendime, sormadım değil, ancak görünen o ki işin içinden çıkamamışım, kendimi bitirmişim, sıra da gök yüzüne gelmiş. Oysaki hayata dair labirentlerde iyi olduğumu söyler dururdum, her zaman bir yol bulunur demek de marifet değilmiş, bazen bulunmuyormuş. Sanırım labirentlerde de iyi değilmişim; aslında ben, iyi değilmişim. Bunca vakittir kapıma dayanan o yıpranışın mahluklarını hiç de itiraz etmeden içeri aldıysam eğer, elbet bu karanlığa çalan kuyunun dibi bana idi. Halihazırda bir çıkar yola da u...