Mavi Ruh

Hatırlar mısınız bilmiyorum, lakin bendeniz, o zamansız zat'ım.
Bu sefer de, zamansız uyanışım ile, karşınızdayım.
Bu vakte kadar, ne zaman gözlerimi açtıysam istemeden karanlıklara; beyaz kanatlı gelirdi karşıma, kanatlarıyla gözlerime dokunurdu, kapatmamı söylerdi göz kapaklarımı; pek değil belki bir kaç saniye geçerdi de açardım hemen; bir bakardım uçtan uca aydınlık, oysa ki az önce idi, her yer karanlık.
Lakin şu vakitlerde yoksunum, o nice kanatlıdan; yine de vardır bir sebep, beni karanlıklara uyandıran.
Bir damla yaş akardı hep sağ gözümden; ne zaman kanatlarını görsem onun, bu kadar yakından.
İnsanlar mutluluk derdi sağ gözden akan yaşa; lakin mutluluk diyemedim ben hiç, buna.
Zira benim gözlerim kara.
Nasıl ki, karanlıkta kalanların gözleri de karadır derdim; sonra ışık vurunca gözlerime,
o nice renkler arasından kahverengiyi seçerdim.

Zira bendeniz; ne maviye layık olabilirdim ne de yeşile.
Öylesine zatlar var ki; ruhuyla da mavi, gözleriyle de.

O vakit, yaklaşan bir sabah mavisine açtım gözlerimi; bu dört duvar ardında, kaçırılmaması gereken nice güzellikler varmış gibi hissedince, doğruldum hemen, ayakkabılarımı giydim.Sessizce kapıyı araladım, bedenimle birlikte ruhumu da dışarıya attım.
Yürüdüm öylesine, bir ben.
Gözlerimin önü kahverengiydi; lakin gördüklerim karanlık, bense sadece yürüyorum.
Ses yok.
Işık yok.
Renk yok.
Bir ben varım bu vakte tanıklık eden, bir başıma.
Her adımımda, ayakkabılarımın toprağa dokunuşu bile, delice bir gürültü gibi geldi kulağıma.
Minik adımlar atmaya başladım, o andan sonra.
Etrafa uydum, sessizliğe büründüm.
Güneş doğmadı, gün ağarmadı, gök yüzü mavi değil; lakin hala yürüyorum.
Uzaklarda bir şeyler vardı sanki, bir ses.
Bir süre sonra anladım ki, dalgaların sesiydi bu kulağıma gelen.
Karşısına geçtim, öylece dikildim; o uçsuz bucaksız denizin.
Aydınlık aradım etrafımda, denizdeki maviyi görebilmeye.
Derken biri fısıldadı bana, oysa ki orada bir başımayım sanarken ben, içten içe.

"Sizin için huzur nerede? "

diye sordu, etraftaki sessizliği bozmak istemeyerek; hafif bir sesle cevap verdim:

"Belki yeşil, belki de mavide."

Sonradan anladım ki, o nice zatın gözleri de denizin renginde.
Sessizliğin huzur koktuğu vakitlerdi, bu yüzdendi sanırım, daha konuşmayışımız.
Yanımda getirdiğim kahverengi kapaklı defteri uzattım ona; parmaklarıyla dokunmasını istedim kahve dökülmüş sayfalarına; sonra gülümsedim.
Gülümsedim, zira dokunduğu her harf parıldamaya başlamıştı tek tek; bense, ışıldayan kelimeleri okurken görmüştüm, gözlerindeki rengi.
Lakin bendeniz; öylesine şanslıydım ki, ruhuna denizin ruhundan üflenmiş bir zat'a rast geldim;
bu vakti ruhuma kaydettim.
Bir süre sonra gök yüzü mavisini göstermeye başladı, ardından güneş sakladığı yüzünü ortaya çıkardı.
Ben ona sormaya utanmıştım, lakin o çoktan anlamıştı; ardında bıraktığı küçük nota şunu yazmıştı:

"Benim için huzur: Gün batımı."

...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?