Kapatılmıs Kapılar

Hanımefendi, söylemiştiniz ki:
Görmek için ışığı, yaşamak gerek karanlığı.

Derler ki, her hikayenin bir kahramanı vardır; ya da her kahramanın bir hikayesi.
Bendeniz, hangi hikayeye ait olduğumu ararken öğrendim;
Zâtım için yoktu, kahramanı olduğum bir yaşam sahnesi.
Böylesine yoksun iken; yalnızca güneşin doğması yeterli gelir miydi?
Gelmezdi zâtımca; gelmedi de.
Güneş doğduysa da karanlık doğdu; ruhumun en ücra köşesine bile, karanlık kuruldu.
Sıradan hikayelere konu olup, bir kaç vakte unutulmaya da razıydım elbet;
Fakat bendeniz; ne karanlık bir son oldum, ne de hikayeme kahraman.
Hiç başlamadı ki hikayem, sonu olsun; hiç aydınlanmadı ki dünyam, karanlığa boğulsun.
O vakit, git gide karanlığa yoldaş, aynalara düşman oldum.
Her ne vakit baktıysam ruhuma, gördüm ki hep bir boşluk;
Öyle bir duygu ki bu; sanki bir anda ruhum ve ben, yok olmuştuk.
Geriye ne kaldı zâtıma dair, derdim; belki bir parça kağıt üzerine yazılmış, bir kaç kelime;
Oysa ki anlamazlardı dilimden; zira onlar hem kör hem sağır, bu mavi dolu renklerin her birine.
Görmeyi seçmedikleri içindi belki; belki de onların gözleri de idi, benimkiler kadar hayata gri.
Fakat aydınlatmadı beni de bir süre; ne gök, ne yıldızlar; bu vakte kadar kimi yutmadı ki karanlıklar?
Veyahut aydınlattı da gözlerimi esirgedim belki, tüm o ışıktan habersiz iken;
Farkına varana dek bulamadım elbet bu ıssız denizde; ne rüzgar, ne yelken.

Ruhuma iz bırakan nedir böylesine desem de döksem ne varsa, gök yüzüme;
Ne deniz, ne gök yüzü; cevap vermez bir daha, benim sesime.
Sanki avuçlarımda biriken onca göz yaşı, karanlık bir buluta dönmüş de kapatmış gözlerimin önünü.
Saklı kalmışsa da göz yaşlarımda minik parıltılar; ne yazık ki o sıralar gök yüzümde ne siz, ne ruhunuz var.

Hasret bitmiş de son bulmuşsa gözlerim için bu karanlık illet;
Bir sabah gözlerimi açtım da ruhuma parladı güneş, diyemem elbet.
Oysa bu vakte kadar sanıyordum ki, karanlığın zâtıyım ben; ilelebet.
Zira bu yüzdendi, gözlerim maviye böylesine hasret.
Mâziye düşkünlüğüm konusunda ruhumu sarmışsa da kin ve kasvet;
Zâtımın bir mâziye sahip olmayışı yüzündendir belki de, kalemimi körelten bu nefret.

Hangi hikayeye gizlemişler de zâtımı; ruhum böylesine suskun, böylesine uzak.
Bilemedim işte ben bu yüzden, hangi sokaklar ruhuma, tuzak.
Bir bir arayıp bulamasam da zâtıma ait olan mâziyi;
Fakat dile getirmesine engel olamam ruhumun; geçen her bir saniyeyi.
Zâtımca perde çekmek değildir bu, güzelliklerin önüne;
Zira geçmişin dile getirilişi değil midir güzellikleri fark ettiren; o nice gözlere.
Şu vakit, aydınlık görmemin sebebi değil midir bunca hüsran ve keder;
Borçlu olduğum denizi yazsam kelimelere; belki ruhum bunu telafi eder.
Oysa ki sanmıyorum deniz benden bir şey istesin; zira o fazlasıyla cömert;
O nice renkte kaybolunca; ne tasa kalır, ne dert.

Elbet görüyorum bir süredir, tüm o güzel ve güzellikleri;
Gök yüzüme uçuşunuzdan beridir, daha niceleri seyre bırakıyor; gözlerimi.
Belki de bir bir siliyordur o karanlık izlerimi; ruhumdan,
Fakat gelmeseydiniz eğer; o vakit kalmazdı inancım, umut ve yaşamdan.

Denizi görmek; bir çift mavinin yanında ne ki!
Zira minicik küreler içine doldurulmuş iken deniz; cok daha âsi.
Bilmenizi isterim ki; bu satırlarda yeriniz hep bâki.

...


                                                                                                                                                         

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?