Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mavi Ruh

Hatırlar mısınız bilmiyorum, lakin bendeniz, o zamansız zat'ım. Bu sefer de, zamansız uyanışım ile, karşınızdayım. Bu vakte kadar, ne zaman gözlerimi açtıysam istemeden karanlıklara; beyaz kanatlı gelirdi karşıma, kanatlarıyla gözlerime dokunurdu, kapatmamı söylerdi göz kapaklarımı; pek değil belki bir kaç saniye geçerdi de açardım hemen; bir bakardım uçtan uca aydınlık, oysa ki az önce idi, her yer karanlık. Lakin şu vakitlerde yoksunum, o nice kanatlıdan; yine de vardır bir sebep, beni karanlıklara uyandıran. Bir damla yaş akardı hep sağ gözümden; ne zaman kanatlarını görsem onun, bu kadar yakından. İnsanlar mutluluk derdi sağ gözden akan yaşa; lakin mutluluk diyemedim ben hiç, buna. Zira benim gözlerim kara. Nasıl ki, karanlıkta kalanların gözleri de karadır derdim; sonra ışık vurunca gözlerime, o nice renkler arasından kahverengiyi seçerdim. Zira bendeniz; ne maviye layık olabilirdim ne de yeşile. Öylesine zatlar var ki; ruhuyla da mavi, gözleriyle de. O vakit, yak...

Umut Isıgı

Bendenizi sorarsanız eğer;  Elbette ki fazlasıyla arzu ederim maviliğinizin içinde kaybolmayı, yok olmayı, yol bulamamayı. Oysa ki bunun yerine penceremden gök yüzüme bakıyorum, açık ve güneşli. Lakin aynı gök yüzüne baktığımız halde, buradaki bir haydi eski. Belki de sizden habersizliği yüzünden, erkenden kararmaya istekli. Her gün yaptığı resitali, bu sıralar saklar gibi. Belki şuanda zatınıza uzak, lakin ruhunuza bir o kadar yakınım. Sizdeki güzellikleri görmeye bendeniz, en baştan hazırım. Bir hayli sönük kalsam da o nice zatların yanında bir başıma; Işığınıza muhtaç girmişim ben bu zamandır, her yaşıma. Bir parçasını kesip de koysanız ruhunuzdan, ruhumun kollarına; Sanki binlerce gemi yanaşır o an, ruhumun başıboş kıyılarına. Nice zatlar tarifini verse de ruhuma, huzurun; Hiç biri, sizdeki gün batımı kadar eşsiz olamaz; sonu gelmez o zatlardaki kusurun. Zira bahsettiğim kusur alakalı değildir elbet görüntüyle, görünüşle. Tek bir yol vardı...

Bir Parca Aydınlık

Bilinmezliğe kanat çırpmayı arzulardım, en içten dileklerimle, Zira korku sarardı benliğimi, karanlık beni yutar diye. Gözlerimi oradan oraya savurmak da yetmezdi, ışığı görebilmeye, Lakin sanmayın o çocuksu ruh, karanlığa bir köle. Sanki siz. Ah, hanımefendi. Nice kelimeler dile getiriyorsunuz, karanlığa mahkumiyetinizi konu alan; Oysa ki var mı sizin gibi gök yüzüne, aynı renkle bakan? Olur da gök yüzünüzü bir tutam izlerse gözlerim, reddeder dönmeyi kendi gök yüzüne; Der ki, bırakırsanız giderim onun ufkuna, dönmem bir daha, Lakin bırakmazsanız, size bundan böyle göstereceğim her şey: Kara! Yağmur damlalarına komşu olsanız da düşseniz onlarla birlikte toprağa, Öylesine hafif ki ruhunuz; her yağmur damlası açar toprağa; sizden daha fazla yara. Yağmur olup düşmediğiniz topraklar, ufkunda güneşi arıyorsa bilin ki bu yüzden; Güneşin parıldadığı ufukların hepsi, size ayrı birer mesken. Siz ki karanlıklar diyarını aşmışsınız aydınlığınız ile, herkesi sarmışken hüzün; Y...

Aydınlıga Yolculuk

Karanlıkta büyümektendir belki de ruhlarımızın ortaklığı. Lakin bendeniz uzak iken aydınlığı görmeye onca zaman, bana uzanan bir dost eli; Ne gördüm, ne duydum. Ne de buna inandım. Yine de bilemedim, hangisi yıpranmaya daha yakın. Sonrasında ise buna ihtiyacım olmadığına kendimi inandırdım. Zira, ihtiyacım olan tek şeyin bir yardım eli olduğunun içten içe farkındaydım. Çünkü ben hep; savaşta ön saflara ölmek için gönderilen, başkalarının huzurunu kaçırmamak için feda edilen; O uzak, o kayıp, o isimsiz varlıktım. Böyleyken ruh halim; kendimi başkaları için feda etmekten başka daha ne ister kalbim? Yıpranışımın şiddetini bir ben hissettim, bir benim yer yüzüm yıkıldı, bir benim dünyam karardı. Asıl korkum, bendeki karanlığın, benimle birlikte başka iyi kalpli insanları da karartmasıydı. Lakin, buna engel olmayı başardım sanırım ve beni hapsetmeye çalışan karanlığı kendi içime çektim; Onu ruhuma hapsettim. Öylesine bir etkiydi ki; sanki benliğimi alıp götürecek sandığım, bi...

Karanlık Güncesi

Göremiyorum, bu güne kadar hangi kafeslere mahkum oldunuz; Bilemiyorum, sonbaharın suskun sokaklarında uçuşan, o solmuş yaprak tanelerinden birisi olmak kadar umutsuz muydu ruhunuz; belki de mavinin sadece gök yüzünde olmadığını unuttunuz. Mümkün müydü karanlık bir labirente düşmek, güçlüyken bu kadar ruhunuz; Gözlerinize vuran ışığın kalbini görememek miydi en büyük korkunuz; Siz ki, artık aydınlığa bir liman olmuşsunuz. Başkalarının göremediklerini gören biriyken zatınız; sizi karanlığa itenleri nasıl dost sandınız? Belki de en büyük yanılgınız; yalnız olduğunuzu sanmanız. Her karanlıkta bir parça aydınlık, ve her aydınlıkta bir parça karanlık vardıysa eğer; Karanlık zindanlara hapsolmaya, benliğiniz nasıl boyun eğer? Yapmayın diyemem size, zatımın bu güne kadar fazlasıyla yaptığını; Lakin karanlığa kapılmak sizi bu kadar hüsrana uğratmamalı. Çünkü sanmam size zor gelir, karanlıktaki ışığı hissedebilmek; Bilmelisiniz ki kalbinizdeki ışık, zaten karanlığı aydınlığa çevir...