Kar Küresi
...
Bulutsuz ve açık bir gecede, parlak gökyüzüne karşı uzanmışken, gözlerinin önünden minik kıvılcımların uçuşmasını sağlayan bir kamp ateşinin yanında uyuya kalsan ne hissedersin?
Ya da o minik kıvılcımların her biri birer yıldıza dönüşse ve gök yüzüne süzülse;
Gülümser miydin?
Belki de çoktan uykuya dalmıştın.
Peki kanatların üşümesin diye rüzgarı ısıtan gelseydi karşına, onu tanır mıydın?
Yıpranmış kanatlarının gölgesine alıp onu kucaklar mıydın?
Ya da bir umut perisi olmayı arzular mıydın?
Derken sesimle uyandın.
Aslında uzun süredir oradaydım.
Ben ilerlerken zaman basamaklarında, sende ilerledin.
Birimiz durup ardına bakmadıkça sürüp gidecek olan bir döngünün minik parçalarıydık sadece.
Belki de hep parçası kalacaktık.
Yetmedi buna gücüm, yetmedi buna gücün.
Ama sen hep umut doluydun.
Yalnızca onu açığa çıkartacak kıvılcımdan yoksundun.
Demek istedim daha önce:
"Ben burdayım."
Ama ben ne o sana gerekli kıvılcımdım, ne de yıpranmış kanatlarını saracak kadar yakın.
Şu zamana dek görebildiğim tek şeydi kanatların, ama seni asıl yaşatanı aydınlatınca kızıllığın;
anladım ki: kırılmıştın.
Yakınlaştıkça, yoğunlaştın.
Aslında hislerine yön bulmaya alışmış sayılırdın.
Ama biliyordum, seni aradığımın hep farkındaydın.
Sadece, hükmü geçmez olmuştu aklının.
Bunun etkisiyle önemsizleşti kurguladıkların.
Yine kaybolmadı, onları korudu umutların.
Bense seni zamanın kollarına bıraktım.
Çünkü bir parça sessizliği tatman gerektiğine inanmıştım.
Zamanı geldiğinde, o sessizliği zaten sen bozacaktın.
Derken beni haklı çıkardın.
Senin peşinden gittiğim her an için bana bir yol haritası bıraktın.
Yol haritası olansa; kanatların.
Hüzün yükünü dalgalara adadın.
Bunu yapmanı sağlayansa; göz yaşların.
Bense beyaz ve griyi görebilmenin mutluluğuyla hislerine fısıldadım:
"İşte, burdayım."
Aslında seni bulmamı bana verdiğin kar küresiyle sağladın.
Ona baktıkça seni hatırladım.
Unuttun mu? Onu bana sen bırakmıştın.
Bu sayede benimle kaldı umutlarım.
Yoksa senden önce ben kaybolacaktım.
...
Bulutsuz ve açık bir gecede, parlak gökyüzüne karşı uzanmışken, gözlerinin önünden minik kıvılcımların uçuşmasını sağlayan bir kamp ateşinin yanında uyuya kalsan ne hissedersin?
Ya da o minik kıvılcımların her biri birer yıldıza dönüşse ve gök yüzüne süzülse;
Gülümser miydin?
Belki de çoktan uykuya dalmıştın.
Peki kanatların üşümesin diye rüzgarı ısıtan gelseydi karşına, onu tanır mıydın?
Yıpranmış kanatlarının gölgesine alıp onu kucaklar mıydın?
Ya da bir umut perisi olmayı arzular mıydın?
Derken sesimle uyandın.
Aslında uzun süredir oradaydım.
Ben ilerlerken zaman basamaklarında, sende ilerledin.
Birimiz durup ardına bakmadıkça sürüp gidecek olan bir döngünün minik parçalarıydık sadece.
Belki de hep parçası kalacaktık.
Yetmedi buna gücüm, yetmedi buna gücün.
Ama sen hep umut doluydun.
Yalnızca onu açığa çıkartacak kıvılcımdan yoksundun.
Demek istedim daha önce:
"Ben burdayım."
Ama ben ne o sana gerekli kıvılcımdım, ne de yıpranmış kanatlarını saracak kadar yakın.
Şu zamana dek görebildiğim tek şeydi kanatların, ama seni asıl yaşatanı aydınlatınca kızıllığın;
anladım ki: kırılmıştın.
Yakınlaştıkça, yoğunlaştın.
Aslında hislerine yön bulmaya alışmış sayılırdın.
Ama biliyordum, seni aradığımın hep farkındaydın.
Sadece, hükmü geçmez olmuştu aklının.
Bunun etkisiyle önemsizleşti kurguladıkların.
Yine kaybolmadı, onları korudu umutların.
Bense seni zamanın kollarına bıraktım.
Çünkü bir parça sessizliği tatman gerektiğine inanmıştım.
Zamanı geldiğinde, o sessizliği zaten sen bozacaktın.
Derken beni haklı çıkardın.
Senin peşinden gittiğim her an için bana bir yol haritası bıraktın.
Yol haritası olansa; kanatların.
Hüzün yükünü dalgalara adadın.
Bunu yapmanı sağlayansa; göz yaşların.
Bense beyaz ve griyi görebilmenin mutluluğuyla hislerine fısıldadım:
"İşte, burdayım."
Aslında seni bulmamı bana verdiğin kar küresiyle sağladın.
Ona baktıkça seni hatırladım.
Unuttun mu? Onu bana sen bırakmıştın.
Bu sayede benimle kaldı umutlarım.
Yoksa senden önce ben kaybolacaktım.
...
Yorumlar
Yorum Gönder