Hüznün Kuyu Kapısı

...

Siz hanımefendi.
Siz ki ruhuma; güneşi sönmüş sokakları aydınlatan o narin papatya bahçesi,
Ben ki, sonu size çıkan sokaklarda kaybolmuş o hayaletin sesi.

İşte, ben buyum.
Nice vakittir bir hayalet misali süzülüp saklandı ise de karanlıklar içinde bedenim ve ruhum;
bilmezdim, ruhu deniz olana imiş oysa bu güz günü yolculuğum.
Ne var ki, bir bir dökülen o güz yaprakları kadar sararmadı isem bile kurudum, yahut soldum.
Ben ki bu karanlık sokaklarda o zat'ı arar iken kayboldum.
Lakin kayboluşuma değildi elbet, bir süredir içimi tırmalayan bu sitemkar duruşum.

Zira, öyle bir ahval içindeydim ki o vakit, zatıma kabul gördüğüm:
Ruhumun ırmaklarını saysam suskunluğa mahkum bir ruha aitmiş gibi duvarlar arasına sarılı,
benliğim ise ruhuma küs, belki bir parça da yaralı.
Gözden uzak bir limana ziyaret ki bu, namıdiğer hüznün kuyu kapısı.
Bunca vakittir kapılar ardından bihaber oldu isem bile vardır elbet, hüznün de bana dair bir kaç hatırası.

Şayet var mıydı bana da ait bir ruh, karanlığa karanlık katan benliğime dair;
yahut bulunur muydu hüznün kapılarını benden habersiz aralayan bir fail, içimde saklı?
Derken kızıldan gökyüzüne daldım ki bakarak o zat'ın gözlerine, birden, oysa gözleri deniz mavisi ile boyalı.
Belki biraz uzaktan, ben ki bir parça utanarak bakan; belki de bu, o zat'ı gördüğüm en kısa an.
Lakin o vakit bile anladım ki, o nice zat'ın gönlüne gün batımı idi bir ömür hakim olan.
Benim ise, maviye hasretlik oluşum değil miydi elbet; bu sokaklarda bana o zat'ı aratan?

Bazı vakitler ki bu arayışımı dile getiremedi isem bile,
açılır göz kapaklarım da arar ya gökyüzünde güneşin ilk ışıklarını;
lakin ruhum, o maviye hasretliğini nasıl anmasın?
Oysa, buldu ise de fayda etmezdi ki yoksun iken ruhundan ruhum, güneşi;
bendeniz, karanlığa nasıl kanmasın?
Gözlerimin önüne saçlarını katsa da o zat, değmese yüzüme bir parça bile ışık;
sonrasında da kalsam o zat'ın mavileri içinde yapayalnız.
Ah bu ben, bir ömür susmaya nasıl razı olmasın?

Bir misaldir, gök mavinin solduğuna dair, kuşların ötüşü.
Ah, o zat'ın gözlerinden, ne vakit bir kaç damla düştü; bundan gayrı mavi gök çöktü.
Belli ki hüznün kuşları ile yolculuğu bir ömür sürdü; o hüzün ki ruhunu güneşten bir kızıl ile bürüdü.
Oysa, oysa hiç bilemedim, göremedim o zat'a dair; belki de her saç telinde bir parça kırık,
Bir ömür adanmaya layık olana, nedendir oysa ki, böylesine bir karanlık?

O hüzün ki, güz mevsiminde yoğun; lakin vakit gece ise.
O zat ki kalbi gök, ruhu pek; gönül bakmayı bilir ise.
Söylenir sözler de kimi altın kimi gümüş; o zat'a dair birer hece ise.
Gün gelir, hüznüm de diner elbet; gözlerim ki o 'mavi'yi yeniden görür ise.

...


                                                                                                                                                              
4 Aralık 2015 / 00.15    Düşünce biyografisi / Ardımdaki fail*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?