Zaman Çemberi
İçeriye atılan bir kaç adımdan sonra, gördüklerinin etkisine kalan Lucas, aniden bırakınca büyük bir sesle kapandı kapı.İlkel olması nedeniyle oldukça ağırdı, çıkardığı ses de öyle.
"Dikkatli olur musun?" diyerek biraz korktuğunu anlatır gibiydi Maggi.
"Haklısın benim hata...Ama şey...Sanırım bu ses Jinora'yı bulmamızı sağladı.Arkandaki ışık hüzmesini görmelisin." dedi Lucas, gözleriyle işaret ederek.
"Az önce yoktu, bu.Muhtemelen onu uyandırdın.Seninle ne anlaşmıştık?"
"Üstüme gelmeyi bırak, sonuçta isteyerek yapmadım."
"Neyse, bunu sonra konuşacağız, kaçışın yok."
"Kaçmak isteyen var mı ki?"
"Yani bilemiyorum, sonuçta neler yapabileceğim hakkında pek fikrin yok."
"Tabi ki, kesinlikle, gayet haklısın."
"Sanırım bu ukalalığın için de bir şeyler düşünmem gerek."
"Peki peki, artık aradığımız şeye odaklansak diyorum, bayan intikam alıcı."
"Ne intikamı, hangi intikam?"
"Kitap diyorum, harika diyorlar."
Sinsi ve sitemkar bakışlarının ardından, minik adımlarla, fazla ses çıkarmadan yürümeye başladı Maggi.Neredeyse gördüğü her kitabı meraklı bakışlarının etkisine alan Lucas'a dönerek, sitemkarlığını bir adım daha öteye çıkardı.
"Eee, bu sefer seni bekleyemem."
"Geliyorum ya işte."
Yürümeye başlamışlardı ki, aradıkları bir anda karşılarında belirdi;
"Anne, burada ne yapıyorsun?...Ya da... Ne yapıyorsunuz?"
"Bu, o kadar güzeli bir soru olmasına rağmen önce senin şu meşhur kitabını bulmamız gerekiyor Jinora."
"İsmini anlayamadığım ama içerisindekileri gayet güzel anlayabildiğim kitap mı?"
"Yani, öyle diyorsan....Sanırım o kitap, evet."
"Bu pasaklı adam onu ne yapacakmış ki?"
"Sana anlatmamış mıydım?" diyerek araya girdi Lucas.Yaptığı bir takım hareketlerle kitabı ne kadar çok merak ettiğini hissettirse de, öğreneceklerinin onu üzebilecek şeyler olması konusunda ise endişeliydi.Emin olabilmek için pek fazla seçeneği yoktu aslında; yalnızca okumak.
"Bak Jinora, sen de biliyorsun, o belki de çok uzaklarda, belki onu hiç bulamayabilirim, ama az da olsa bir şansa sahipsem, bu şansı kullanmak istiyorum."
"Sanki sana yardım etmeyecekmişim gibi konuşuyorsun."
"Etmeyecek olman da bir ihtimal sonuçta."
"Çok fazla kurgusal kelime...Ah, beni takip edin, onu iki sıra ötedeki raflardan birine koymuştum."
...
"Bak, işte orada, hadi onu al ve merakını evrenin kucağına serpiştir."
"İnsan böyle dünyalara keşfe çıkmışken nasıl uyayakalır ki, sanırım cadılıktan." diyerek kütüphanedeki sönük ama ışıklarla bezenmiş havayı biraz neşelendirdi, Lucas.
Aslında Jinora ona kulak asmamışdı bile.Gözlerini raflarda gezdirirken, aklında kitabı bir an önce bulma düşüncesi vardı.Bir bakıma Lucas'ın daha fazla sinir bozucu olmasına katlanamayacak kadar uyku sersemiydi.
Elbette ki bu yarı uyanık ve yarı bulanık hali, kitabı nereye koyduğu gibi önemli bir noktayı atlamasına sebep olmuştu.Sahip olduğu uyku yükünü, yanındaki yorgun ve aceleci görünen ikiliye aktarması da uzun sürmedi.
O kadar süre aramasına rağmen bulamadı, kalın kaplamalı ve iplik işlemeli, bir bilgeye ait olan o kitabı.Bulmuş olsa bile o an için pek işe yaramazdı.Çünkü uykuya dalmış ve kamp ateşini kaçırmış iki maceracı ruhlu insan, duvara yakın raflardan birine yaslanmış şekildeydi.
Ahşap zemin üzerine saçılmış, yıpranmış bir kaç kağıt parçasını alıp üzerindeki harfleri kullanarak, uyku yolculuğuna çıkmış olanlara sade bir mesaj bıraktı.
"Karnım aç."
Uzun bir süre uyanmayan uyku kuşları için gün doğma vakti geldiğinde, Jinora karşıladı onları.
"Neden uyandınız ki, bence daha uyumanız gerekiyordu."
"Uyumak mı, ne uyuması? Biz uyamadık ki." dedi uykulu gözlerle, Maggi.
"Haklısınız, bu saate kadar ben uyudum tabi ki."
"Maggi, o haklı, uyuyakalmış olmalıyız."
"Size harika bir kahvaltı sofrası hazırlayan tatlı kız olabilirdim ama, şansınıza küsün."
"Birazdan kahvaltı için bir şeyler hazırlarım, merak etmeyin." diyerek orta düzeydeki bir görevi üstlendi, Maggi.
"Öyleyse, artık buradan çıkalım." diyerek kapıyı işaret etti Jinora.
Hafif uyuşuk hareketlerle ayağa kalktıktan sonra, kamp ateşinin olduğu kasaba meydanından geçerek Maggi'nin evine doğru devam ettiler.Tabi ki bu sefer, kapıyı daha sakin ve daha yavaş kapatmıştı, Lucas.
Mükemmele yakın bir kahvaltı tablosuyla karşılaşınca, Lucas şaşırmıştı;
"Maggi, bu kasabada, onun gidişinden sonra dengeler bozuldu dememiş miydin?"
"Elbette ki öyle, ama bir misafir için her zaman en iyisini sunabilmeye çalışan insanlardan kurulu bir kasaba burası."
"Öyleyse, onlara ve tabi ki size çok şey borçluyum."
"Ah, saçmalama.Hem sen de, biz de ve kasaba sakinleri de onun gelişini görmek istiyor.Yani, borçlandığın bir şey yok."
"Aklıma takıldı da; burada diğer kasaba ve şehirlerle mektuplaşma gibi şeyler oluyor mu?"
"Var sayılır, aslında on beş gün aralıklarla, diğer şehir ve kasabalara yolculuk yapan insanlar aracılığıyla gönderilen mektuplar var."
"Belki onu görenler olmuştur, nerede olduğunu bilenler vardır belki de."
"Kasabanın yaşlısıyla konuşup bu konuda bir şeyler öğrenebilirim sanırım."
"Peki, ben de bu sırada kitabı inceleme fırsatı bulurum."
"Öyleyse kamp ateşinde buluşuruz."
"Anlaşıldı kaptan."
...
Havanın kararmaya başlamasıyla bir bir aydınlığı sağlayan sokak lambaları belirdi, dar ve kısa kasaba sokaklarında.Pek sokak olduğu da söylenemezdi belki, hatta bu sokakların bir ismi bile yoktu.
Hiç ihtiyaçları olmamıştı aslında.İsimlere ya da sokaklara.
Kamp ateşine az zaman kala, Lucas kitapların peşinde sürünmekle meşguldu.Bulabildiği çoğu kitabı inceleyecek vakti olmamıştı, olamazdı da, ama önemli bir kaç ipucu yakalamış olması, yüzünün somurtkan ifadelerin etkisinde kalan buruk havadan yoksun, normale yakın bir gülüşe sahip olmasını sağlamıştı.
Öğrendikleri ise bir kaç kapı aralayabilecek türdendi.Biraz da tesadüftü aslında.Maggi'nin bilge ve yazdıkları hakkında anlattıklarından fazlasını bulamadı belki, ama öğrendi ki;
bu kütüphanedeki bir odada "Zaman çemberi" adında, antik çağlardan kalma bir araç vardı.Elbetteki uzay çağı teknolojisi ile ilgili bir şey değildi bu.Kubbeye benzeyen çatısıyla, karşıdan bakıldığında çok basit görünen ancak bir o kadar da dahice bir yapıydı.
Kubbenin tam altında bulunan, bir güneş saatine benzeyen küçük sütunlar vardı.Kitapta okuduğuna göre, hatta bir kitap sayfasında okuduğuna göre, bu güneş saatine benzer yapıyı kullanarak güneşin gelecekteki hareketlerinin ne zaman gerçekleşeceğine dair bilgiler edinilebildiği hatta kesin bir tarih bile öğrenilebildiği yazılıydı.
Bu basit görünen zaman çemberinin nasıl kullanıldığı konusunda ise pek bilgiye sahip değildi.Zaman çemberini öğrendiği şey bir kağıt parçasıydı, olay şuydu ki;
kütüphanede sayısı belirlenmeyecek kadar kitap vardı ve bu sayfa yalnızca bir tanesine aitti.
Fazla garip.
Öğrenilmesi gereken onca şey, ilerleyen zaman, kaybolan günler...
Çözülmesi gereken sorun sayısı gayet yeterliydi.
Kamp ateşi zamanı geldiğinde, büyük meydana doğru ilerledi Maggi ve Lucas.
Birbirlerine anlatabilecekleri onca şeye rağmen Maggi'nin aklında başka bir şeyler vardı elbette ki;
"Ben çok acım."
"Kasabanın yaşlısından aç olduğunu mu öğrendin?"
"Elbette ki onu öğrenmedim ama bir şeyler yemezsem eğer sana anlatamadan bayılır kalırım."
...
11 Eylül 2014 / 01:05
"Dikkatli olur musun?" diyerek biraz korktuğunu anlatır gibiydi Maggi.
"Haklısın benim hata...Ama şey...Sanırım bu ses Jinora'yı bulmamızı sağladı.Arkandaki ışık hüzmesini görmelisin." dedi Lucas, gözleriyle işaret ederek.
"Az önce yoktu, bu.Muhtemelen onu uyandırdın.Seninle ne anlaşmıştık?"
"Üstüme gelmeyi bırak, sonuçta isteyerek yapmadım."
"Neyse, bunu sonra konuşacağız, kaçışın yok."
"Kaçmak isteyen var mı ki?"
"Yani bilemiyorum, sonuçta neler yapabileceğim hakkında pek fikrin yok."
"Tabi ki, kesinlikle, gayet haklısın."
"Sanırım bu ukalalığın için de bir şeyler düşünmem gerek."
"Peki peki, artık aradığımız şeye odaklansak diyorum, bayan intikam alıcı."
"Ne intikamı, hangi intikam?"
"Kitap diyorum, harika diyorlar."
Sinsi ve sitemkar bakışlarının ardından, minik adımlarla, fazla ses çıkarmadan yürümeye başladı Maggi.Neredeyse gördüğü her kitabı meraklı bakışlarının etkisine alan Lucas'a dönerek, sitemkarlığını bir adım daha öteye çıkardı.
"Eee, bu sefer seni bekleyemem."
"Geliyorum ya işte."
Yürümeye başlamışlardı ki, aradıkları bir anda karşılarında belirdi;
"Anne, burada ne yapıyorsun?...Ya da... Ne yapıyorsunuz?"
"Bu, o kadar güzeli bir soru olmasına rağmen önce senin şu meşhur kitabını bulmamız gerekiyor Jinora."
"İsmini anlayamadığım ama içerisindekileri gayet güzel anlayabildiğim kitap mı?"
"Yani, öyle diyorsan....Sanırım o kitap, evet."
"Bu pasaklı adam onu ne yapacakmış ki?"
"Sana anlatmamış mıydım?" diyerek araya girdi Lucas.Yaptığı bir takım hareketlerle kitabı ne kadar çok merak ettiğini hissettirse de, öğreneceklerinin onu üzebilecek şeyler olması konusunda ise endişeliydi.Emin olabilmek için pek fazla seçeneği yoktu aslında; yalnızca okumak.
"Bak Jinora, sen de biliyorsun, o belki de çok uzaklarda, belki onu hiç bulamayabilirim, ama az da olsa bir şansa sahipsem, bu şansı kullanmak istiyorum."
"Sanki sana yardım etmeyecekmişim gibi konuşuyorsun."
"Etmeyecek olman da bir ihtimal sonuçta."
"Çok fazla kurgusal kelime...Ah, beni takip edin, onu iki sıra ötedeki raflardan birine koymuştum."
...
"Bak, işte orada, hadi onu al ve merakını evrenin kucağına serpiştir."
"İnsan böyle dünyalara keşfe çıkmışken nasıl uyayakalır ki, sanırım cadılıktan." diyerek kütüphanedeki sönük ama ışıklarla bezenmiş havayı biraz neşelendirdi, Lucas.
Aslında Jinora ona kulak asmamışdı bile.Gözlerini raflarda gezdirirken, aklında kitabı bir an önce bulma düşüncesi vardı.Bir bakıma Lucas'ın daha fazla sinir bozucu olmasına katlanamayacak kadar uyku sersemiydi.
Elbette ki bu yarı uyanık ve yarı bulanık hali, kitabı nereye koyduğu gibi önemli bir noktayı atlamasına sebep olmuştu.Sahip olduğu uyku yükünü, yanındaki yorgun ve aceleci görünen ikiliye aktarması da uzun sürmedi.
O kadar süre aramasına rağmen bulamadı, kalın kaplamalı ve iplik işlemeli, bir bilgeye ait olan o kitabı.Bulmuş olsa bile o an için pek işe yaramazdı.Çünkü uykuya dalmış ve kamp ateşini kaçırmış iki maceracı ruhlu insan, duvara yakın raflardan birine yaslanmış şekildeydi.
Ahşap zemin üzerine saçılmış, yıpranmış bir kaç kağıt parçasını alıp üzerindeki harfleri kullanarak, uyku yolculuğuna çıkmış olanlara sade bir mesaj bıraktı.
"Karnım aç."
Uzun bir süre uyanmayan uyku kuşları için gün doğma vakti geldiğinde, Jinora karşıladı onları.
"Neden uyandınız ki, bence daha uyumanız gerekiyordu."
"Uyumak mı, ne uyuması? Biz uyamadık ki." dedi uykulu gözlerle, Maggi.
"Haklısınız, bu saate kadar ben uyudum tabi ki."
"Maggi, o haklı, uyuyakalmış olmalıyız."
"Size harika bir kahvaltı sofrası hazırlayan tatlı kız olabilirdim ama, şansınıza küsün."
"Birazdan kahvaltı için bir şeyler hazırlarım, merak etmeyin." diyerek orta düzeydeki bir görevi üstlendi, Maggi.
"Öyleyse, artık buradan çıkalım." diyerek kapıyı işaret etti Jinora.
Hafif uyuşuk hareketlerle ayağa kalktıktan sonra, kamp ateşinin olduğu kasaba meydanından geçerek Maggi'nin evine doğru devam ettiler.Tabi ki bu sefer, kapıyı daha sakin ve daha yavaş kapatmıştı, Lucas.
Mükemmele yakın bir kahvaltı tablosuyla karşılaşınca, Lucas şaşırmıştı;
"Maggi, bu kasabada, onun gidişinden sonra dengeler bozuldu dememiş miydin?"
"Elbette ki öyle, ama bir misafir için her zaman en iyisini sunabilmeye çalışan insanlardan kurulu bir kasaba burası."
"Öyleyse, onlara ve tabi ki size çok şey borçluyum."
"Ah, saçmalama.Hem sen de, biz de ve kasaba sakinleri de onun gelişini görmek istiyor.Yani, borçlandığın bir şey yok."
"Aklıma takıldı da; burada diğer kasaba ve şehirlerle mektuplaşma gibi şeyler oluyor mu?"
"Var sayılır, aslında on beş gün aralıklarla, diğer şehir ve kasabalara yolculuk yapan insanlar aracılığıyla gönderilen mektuplar var."
"Belki onu görenler olmuştur, nerede olduğunu bilenler vardır belki de."
"Kasabanın yaşlısıyla konuşup bu konuda bir şeyler öğrenebilirim sanırım."
"Peki, ben de bu sırada kitabı inceleme fırsatı bulurum."
"Öyleyse kamp ateşinde buluşuruz."
"Anlaşıldı kaptan."
...
Havanın kararmaya başlamasıyla bir bir aydınlığı sağlayan sokak lambaları belirdi, dar ve kısa kasaba sokaklarında.Pek sokak olduğu da söylenemezdi belki, hatta bu sokakların bir ismi bile yoktu.
Hiç ihtiyaçları olmamıştı aslında.İsimlere ya da sokaklara.
Kamp ateşine az zaman kala, Lucas kitapların peşinde sürünmekle meşguldu.Bulabildiği çoğu kitabı inceleyecek vakti olmamıştı, olamazdı da, ama önemli bir kaç ipucu yakalamış olması, yüzünün somurtkan ifadelerin etkisinde kalan buruk havadan yoksun, normale yakın bir gülüşe sahip olmasını sağlamıştı.
Öğrendikleri ise bir kaç kapı aralayabilecek türdendi.Biraz da tesadüftü aslında.Maggi'nin bilge ve yazdıkları hakkında anlattıklarından fazlasını bulamadı belki, ama öğrendi ki;
bu kütüphanedeki bir odada "Zaman çemberi" adında, antik çağlardan kalma bir araç vardı.Elbetteki uzay çağı teknolojisi ile ilgili bir şey değildi bu.Kubbeye benzeyen çatısıyla, karşıdan bakıldığında çok basit görünen ancak bir o kadar da dahice bir yapıydı.
Kubbenin tam altında bulunan, bir güneş saatine benzeyen küçük sütunlar vardı.Kitapta okuduğuna göre, hatta bir kitap sayfasında okuduğuna göre, bu güneş saatine benzer yapıyı kullanarak güneşin gelecekteki hareketlerinin ne zaman gerçekleşeceğine dair bilgiler edinilebildiği hatta kesin bir tarih bile öğrenilebildiği yazılıydı.
Bu basit görünen zaman çemberinin nasıl kullanıldığı konusunda ise pek bilgiye sahip değildi.Zaman çemberini öğrendiği şey bir kağıt parçasıydı, olay şuydu ki;
kütüphanede sayısı belirlenmeyecek kadar kitap vardı ve bu sayfa yalnızca bir tanesine aitti.
Fazla garip.
Öğrenilmesi gereken onca şey, ilerleyen zaman, kaybolan günler...
Çözülmesi gereken sorun sayısı gayet yeterliydi.
Kamp ateşi zamanı geldiğinde, büyük meydana doğru ilerledi Maggi ve Lucas.
Birbirlerine anlatabilecekleri onca şeye rağmen Maggi'nin aklında başka bir şeyler vardı elbette ki;
"Ben çok acım."
"Kasabanın yaşlısından aç olduğunu mu öğrendin?"
"Elbette ki onu öğrenmedim ama bir şeyler yemezsem eğer sana anlatamadan bayılır kalırım."
...
Yorumlar
Yorum Gönder