Bir Sihirbaz Oyunu

...
Kanatlarından dökülen minik tüylerin rüzgarın etkisiyle süzülmesini beklerdim açıkçası.Ama farkına vardım ki,
gri ve beyaz karışımı görüntüsüyle büyülese de gözleri; onun yarım kalan, kırılmış hayalleriydi bunlar.Bir bir sıralamıştı arkasında iz bıraktığı köprüye.Yapabileceği tek şey ise bıraktığı izi takip edebilmekti bu küçük bilgenin.Ama asla bir bilge değildi; kelimelerini, kilitli kapılarını aralayarak seçerdi; oysa ki kelimeler her şeyi çözer miydi?
Hiç bir şeyi bilemezdi belki; ama parçaların bir bütüne dönüşmesini defalarca seyretmişti.Köprüye sıralanmış parçaları biriktirdi bir kavanozda.Her gün, gün doğumunda saldırdı aydınlığa.
Gözü gökyüzünde; ama aklı başka yerdeydi.Belki yarım kalmış kanatlarıyla geri dönerdi.
Bu inanmak istediği ilk cümleydi.
Bir elinde kavanozu, diğer elinde eskiden kalma feneriyle, yavaş adımlar atarak diz çökerdi gök yüzüne.
Gitmezdi daha ileriye, oysa ki yorgunluğundan değildi suskunluğu; onu güçsüz görmeye dayanamazdı, yalnızca buydu sorumluluğu.
Kavanozunu karşısına koyar, bir şeyler sorardı.Asıl ulaşmak istediği denizin ruhuna gizlenmiş yardım çağrısıydı.
...
"-Üzgün bakışlarının ardında yatanları, bir sihirbaz oyunuyla ortadan silebilen birileri var mıdır acaba?
 -Söylediğin kelimeler benim için pek anlam içermiyor.
 -Bunu sana sormak yanlıştı, haklısın.Bir kavanoz ne yapabilir ki.
 -Ama sormalıydın?
 -Ama sormalıydım.Aslında bunu bilebilecek pek bir kaynağım olmadığı için, mecbur kalarak, sana geldim.
  Yüzüstü bırakmazsın diye umuyordum ama sanırım beni yanıltmakta kararlısın.
 -Yardım etmeyeceğimi söylemedim.
 -Öylesine zekisin ki; lütfen beni zekanla aydınlat.
 -Çok kırıcısın.
 -Hak ettin ama...Artık şu konuya gelebilir miyiz?"
...
Aydınlığa öfkesi bu yüzdendi.Kaybolmuştu denizi.Durgundu.
Dalgalar kararlıydı susmaya.
Ama haklıydı.Ne de olsa bilge kadar yıkılmıştı, bırakılan izlerin ışığında.
Kavanozdan çıkardığı tüyleri sıraya koyunca; denizin ruhu canlanırdı.Sonuçta ondan arda kalan son parçalardı.Kar taneleri gibi farklıydı her biri, onları farklı yapansa; benliğine yansıttığı göz yaşlarıydı.
Bir saniye bile yanından ayırmadı onları, çünkü gök yüzünden usulca yere indiğinde;
 "-Parçalarımı toplar mısın?" diye sormaz mıydı?
Hayal ederdi;
"-Onları süzülüp yere düştüğü an toplamaya başlamıştım." diyebilmeyi.
Peki bunu başarabilir miydi?
...
Durgun denizin, suskun nefesinin etkisinde; düşünmeye başlardı.Aklına takılan parçaların sayısı olmalıydı.
Üçü büyük, sekiz tanesi ise küçüktü, ama asıl garip olan rüzgarın bu parçaları sanki bir yapboz kadar kolay birleştirmesiydi.Oysa ki hepsi, farklı anlardan bir kesitti.
Başını gök yüzüne kaldırınca fark etti; bunu yapan rüzgar değil, onun ta kendisiydi.
Belki de bir halüsinasyon kadar eskiydi.
Çünkü gölgesi vardı, ama kendisi gizemin derinliklerinde, uçuşa geçmiş kanatlarının kurbanıydı.
Onu derinliklerden kurtaracak olansa; yine kanatlarıydı.
Onun, beyaz, kanatları.
...

                                                                                                                                                        13 Temmuz 2014 / 06:23
                                                                                                                                            Düşünce biyografisi / Farklı anlar*
 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?