Yaz Esintisi
"İstersen benim tabağımdakileri de verebilirim sana, ne dersin Maggi?"
"Abartma, o kadar da aç biri değilim."
"Emin misin, ben pek emin olamadım da."
"Sen onu bırak da, şu mektup olayı; mektup yollayabilmek için yolculuk yapan birilerini bulmak gerekiyormuş.Ben de eğer birine rastlarlarsa bize haber vermesine söyledim.Bu arada sen de mektubunu hazırla bence."
"Güzel, bunu duyduğuma sevindim.Mektup işini düşünmene gerek yok, bir kaç güne hazırlarım."
"Niye ki, roman mı yazacaksın." diyerek kahkahasına engel olamadı Maggi.
"Tabi ki, en büyük hayalim."
"Eee, sen bütün gün tembellik mi yaptın?"
"İsterdim, bakmam gereken sayısız kitap vardı, bir kaç önemli şey buldum ama ayrıntı kısmı yok, yani pek kullanabileceğimiz bir şeye benzemiyor malesef."
"Öyleyse sormuyorum bile demek istiyorum ama belki yine ben çözerim sorunları, hı."
"Tabi ki öyle.Peki bu kütüphanenin bir görevlisi yok mu?"
"Eğer olsaydı şuanda kaç yaşında olurdu aklın alıyor mu senin?"
"Belki vardır diye söylemişim, sonuçta her ihtimali düşünmek gerek."
"Sen gidip mektubunu yazsana."
"Şey...Peki...Gidiyorum öyleyse.Mektubu yazmaya."
"Umarım kırmamışımdır onu." diye düşünmeye başladı Maggi.Oysa ki Lucas, elbette ki kırılmamıştı, böyle şeylere alışkın değildi aslında ama duyguları fazla olağandı, bu, onu aramaya başlamadan önce geçerli olsa da.
Sanki dört gün öncesine dönmüş gibiydi; bu kasabaya ilk geldiği zamana, geldiğinde basamaklarına oturduğu o kulübenin yanına.
Usulca oturdu o köşeye.Cüzdanının arasından bir kaç parça boş kağıt çıkardı önce, sonra bir kaç parça düşünce.
Buraya geldiği ve onlarla tanıştığından beri aklından çıkan şeyler, bir bir geri gelmeye başladı.En başında gelen ise şuydu;
Artık gitme zamanıydı.
Elbette ki bir mektup yazacaktı karşı şehirlerden haber alabilmek için, ama bir tane daha yazmaya ihtiyacı olduğunu düşünmesi pek uzun sürmedi.
''''
Merhaba.Ben, Lucas.Şu gelir gelmez boş gördüğü kulübeyi işgal eden, bir şeylerin peşinde sürüklenen, ukala, anlamsız cümleler kuran, hafif peltek, hiç bir şeyi olmayan insan;
İşte o benim.
Aslında yolumun bu kasabadan geçmesi bir tesadüften ibaret.Sadece, kayboldum ve görebildiğim tek hayat belirtileri bu kasabadaydı.Benliğim, esen rüzgarın karşısında bir kum tanesi kadar hafiflediğinde, ikinci kez kayboldum.Farklı kayıplar.
Bazen diyorum ki;
-İyi ki kaybolmuşum.
Çünkü kaybolmanın ne olduğunu hiç tadamadım.Neydi kaybolmak?
Duygularından kaçmak mıydı, yoksa duygularına koşmak mıydı?
Yoksa rüzgarın etkisine kapılıp savrulmak mıydı?
Ya da yağmurda ıslanmak?
Hangisi?
Belki de kabuklarına çekilip kulaklarını tıkamak.
Kaybolmaya çalışırken, aslında daha yoğun bir duygu denizine sürüklendiğinin farkında değilsen, elbette ki kaybolmayı seçersin.Tattığın o yoğun deniz sana gösterir ki;
-Bu derin okyanusta nereye gideceksin?
Ama, gayet basittir aslında.Gittiğin yoldan geri dön.Bu dönüşte bulabilir misin yolunu çizeni?
Belki bir gemi, yelkenleri yıpratan rüzgar ya da dalgalar.
Ben okyanus değilim, dalgalarımla getiremem onu geriye.
Ben bir gemi de değilim, siyah bulutların çevrelediği o sahte fırtınadan çekip kurtaramam onu.
Ama rüzgarın dilinden anlatabilirim olanları, bir yaz esintisi kadar minik de olsa bu, kanatlarının yönünü değiştirebilirim.
Ya da denerim.
Bu kadar kısa zamanda duygu akışıma yön veren birilerini tanımak hoş ve güzeldi.
Maggie.
Jinora.
Geleceği göremiyorum.Ama gitmeliyim, yoksa geç kalırım.Bu arada Jinora'nın anlamını öğrendim.Hislerinin yakınlığı, sanırım bu yüzdendi.
-Jinora: Denizin kızı
İnanır mısın bilmiyorum, ama deniz benimle konuşuyor.Bunun anlamı şu;
Deniz bana, sizi hatırlatacak.
Her şey için teşekkür ederim.
Umarım bana kızmazsınız, ama kızarsanız mektup yazın.Kızmazsanız da yazın.
Sadece yazın.
Mektubun arkasına bir adres yazmak isterdim, ama benim tek adresim dünya.Çünkü bu benim dünyam.Benim kırıklıklarım.Denize anlatın duygularınızı desem;
Anlatır mısınız?
-Lucas
''''
Diğer mektubu iletmek için Maggi'nin yanına gitmeye karar verdi, Lucas.Bir süre adımlarını izleyerek yürüdü, gözlerini kaldırdığında ise Jinora'nın geldiğini gördü.
"Bu kadar bencil misin sen?" dedi Jinora.
"Ne? Bunun anlamı ne ki?"
"Bu senin dünyanmış ya hani, onu diyorum."
"İyi de sen nerden....Sen beni mi izliyorsun küçük hanım?"
"Unuttun mu, ben denizin kızıyım.Denize sordum, o söyledi."
"Dalga geçmiyorsun değil mi?"
"Bilmiyorum, onu da sen düşün."
"Ah neyse ki senden kurtuluyorum" dedi Lucas, yüzüne yana çevirip, hafif fısıldayarak.
"Ne kurtulması, ne dedin az önce?"
"Aa, hiç bir şey.Bir şey söylemedim ben."
"Peki."
...
18 Eylül 2014 / 21:11
"Abartma, o kadar da aç biri değilim."
"Emin misin, ben pek emin olamadım da."
"Sen onu bırak da, şu mektup olayı; mektup yollayabilmek için yolculuk yapan birilerini bulmak gerekiyormuş.Ben de eğer birine rastlarlarsa bize haber vermesine söyledim.Bu arada sen de mektubunu hazırla bence."
"Güzel, bunu duyduğuma sevindim.Mektup işini düşünmene gerek yok, bir kaç güne hazırlarım."
"Niye ki, roman mı yazacaksın." diyerek kahkahasına engel olamadı Maggi.
"Tabi ki, en büyük hayalim."
"Eee, sen bütün gün tembellik mi yaptın?"
"İsterdim, bakmam gereken sayısız kitap vardı, bir kaç önemli şey buldum ama ayrıntı kısmı yok, yani pek kullanabileceğimiz bir şeye benzemiyor malesef."
"Öyleyse sormuyorum bile demek istiyorum ama belki yine ben çözerim sorunları, hı."
"Tabi ki öyle.Peki bu kütüphanenin bir görevlisi yok mu?"
"Eğer olsaydı şuanda kaç yaşında olurdu aklın alıyor mu senin?"
"Belki vardır diye söylemişim, sonuçta her ihtimali düşünmek gerek."
"Sen gidip mektubunu yazsana."
"Şey...Peki...Gidiyorum öyleyse.Mektubu yazmaya."
"Umarım kırmamışımdır onu." diye düşünmeye başladı Maggi.Oysa ki Lucas, elbette ki kırılmamıştı, böyle şeylere alışkın değildi aslında ama duyguları fazla olağandı, bu, onu aramaya başlamadan önce geçerli olsa da.
Sanki dört gün öncesine dönmüş gibiydi; bu kasabaya ilk geldiği zamana, geldiğinde basamaklarına oturduğu o kulübenin yanına.
Usulca oturdu o köşeye.Cüzdanının arasından bir kaç parça boş kağıt çıkardı önce, sonra bir kaç parça düşünce.
Buraya geldiği ve onlarla tanıştığından beri aklından çıkan şeyler, bir bir geri gelmeye başladı.En başında gelen ise şuydu;
Artık gitme zamanıydı.
Elbette ki bir mektup yazacaktı karşı şehirlerden haber alabilmek için, ama bir tane daha yazmaya ihtiyacı olduğunu düşünmesi pek uzun sürmedi.
''''
Merhaba.Ben, Lucas.Şu gelir gelmez boş gördüğü kulübeyi işgal eden, bir şeylerin peşinde sürüklenen, ukala, anlamsız cümleler kuran, hafif peltek, hiç bir şeyi olmayan insan;
İşte o benim.
Aslında yolumun bu kasabadan geçmesi bir tesadüften ibaret.Sadece, kayboldum ve görebildiğim tek hayat belirtileri bu kasabadaydı.Benliğim, esen rüzgarın karşısında bir kum tanesi kadar hafiflediğinde, ikinci kez kayboldum.Farklı kayıplar.
Bazen diyorum ki;
-İyi ki kaybolmuşum.
Çünkü kaybolmanın ne olduğunu hiç tadamadım.Neydi kaybolmak?
Duygularından kaçmak mıydı, yoksa duygularına koşmak mıydı?
Yoksa rüzgarın etkisine kapılıp savrulmak mıydı?
Ya da yağmurda ıslanmak?
Hangisi?
Belki de kabuklarına çekilip kulaklarını tıkamak.
Kaybolmaya çalışırken, aslında daha yoğun bir duygu denizine sürüklendiğinin farkında değilsen, elbette ki kaybolmayı seçersin.Tattığın o yoğun deniz sana gösterir ki;
-Bu derin okyanusta nereye gideceksin?
Ama, gayet basittir aslında.Gittiğin yoldan geri dön.Bu dönüşte bulabilir misin yolunu çizeni?
Belki bir gemi, yelkenleri yıpratan rüzgar ya da dalgalar.
Ben okyanus değilim, dalgalarımla getiremem onu geriye.
Ben bir gemi de değilim, siyah bulutların çevrelediği o sahte fırtınadan çekip kurtaramam onu.
Ama rüzgarın dilinden anlatabilirim olanları, bir yaz esintisi kadar minik de olsa bu, kanatlarının yönünü değiştirebilirim.
Ya da denerim.
Bu kadar kısa zamanda duygu akışıma yön veren birilerini tanımak hoş ve güzeldi.
Maggie.
Jinora.
Geleceği göremiyorum.Ama gitmeliyim, yoksa geç kalırım.Bu arada Jinora'nın anlamını öğrendim.Hislerinin yakınlığı, sanırım bu yüzdendi.
-Jinora: Denizin kızı
İnanır mısın bilmiyorum, ama deniz benimle konuşuyor.Bunun anlamı şu;
Deniz bana, sizi hatırlatacak.
Her şey için teşekkür ederim.
Umarım bana kızmazsınız, ama kızarsanız mektup yazın.Kızmazsanız da yazın.
Sadece yazın.
Mektubun arkasına bir adres yazmak isterdim, ama benim tek adresim dünya.Çünkü bu benim dünyam.Benim kırıklıklarım.Denize anlatın duygularınızı desem;
Anlatır mısınız?
-Lucas
''''
Diğer mektubu iletmek için Maggi'nin yanına gitmeye karar verdi, Lucas.Bir süre adımlarını izleyerek yürüdü, gözlerini kaldırdığında ise Jinora'nın geldiğini gördü.
"Bu kadar bencil misin sen?" dedi Jinora.
"Ne? Bunun anlamı ne ki?"
"Bu senin dünyanmış ya hani, onu diyorum."
"İyi de sen nerden....Sen beni mi izliyorsun küçük hanım?"
"Unuttun mu, ben denizin kızıyım.Denize sordum, o söyledi."
"Dalga geçmiyorsun değil mi?"
"Bilmiyorum, onu da sen düşün."
"Ah neyse ki senden kurtuluyorum" dedi Lucas, yüzüne yana çevirip, hafif fısıldayarak.
"Ne kurtulması, ne dedin az önce?"
"Aa, hiç bir şey.Bir şey söylemedim ben."
"Peki."
...
Yorumlar
Yorum Gönder