Satır Arası
...
Uyuşuk kutup ayılarına benzeyen garip yürüyüşüm yüzünden bir deniz kıyısı bulabilme umudumu sonuna kadar zorladım aslında.Fazlasıyla zor bir yolculuktu dersem yalan söylemiş olur muyum bilmiyorum, belki de bu bir yolculuk değildi.
Belki de sadece bir değişimdir.
Öyle olması dileğiyle.
Deniz kıyısına doğru ilerleyişimin son bulması kabul edilebilir bir gerçek gibiydi.Ama gördüklerim biraz karmaşık.
Ne iyi, ne kötü.
Ne iyi, ne kötü.
Karmaşık işte.
Karanlığın önceden kapladığı yerleri, bir bir geçtim.Hepsini.
Bir anlamda karanlığı kovaladım.
Bir anlamdaysa, onu aradım.
Hep sorarlar ya, önce iyi olanı mı yoksa kötü olanı mı söylemeliyim gibi şeyler.
Ben kötü olandan başlıyorum.
Hala karanlık.
Kötü olan bu.
Aydınlıktan karanlığa geçiş o kadar hızlı ki, korkuyorum.
Fazla anlık, ve fazla yıpratıcı.
Onun;
Karanlığa hapsolması mı, yoksa aydınlığa kanat açması mı.
Hangisi.
Aklımda canlandıramıyorum.Şuan da ne yaptığını.Nelere dayandığını.
Ya da nelerden kaçtığını.
Kurtaramıyorum.
Hep, onu aradığımı söylüyorum.Ama olabileceklere de hazırlıklı olmaya çalışıyorum.
İhtimallerin verdiği huzursuzluğu ise denize bırakıyorum.
"Ya bulamazsam?" diyorum, sonra vazgeçiyorum.Belki de bir karar veriyorum;
Benim ihtimallere tahammülüm yok, biliyorum.
Ay ışığının deniz üzerine düştüğü günleri izliyorum.Konuşacak kimsemin olmayışı gerçeğini görmezden gelmeye çalışıp denize yöneliyorum.
Oysa ki deniz, durgun.
Hep durgundu, onsuz hep durgun.
Uyan diyorum kendi kendime.Sonra arkamı dönüp denize sesleniyorum;
"Beni neden ona götürmüyorsun?"
Kendime kızıyorum.Aslında yapmak isteyip de yapamadıklarıma kızıyorum.
Nefretimi, denize püskürtüyorum.
Derken dikkatimden kaçan dalgaları görüyorum.
"Sende mi öfkelisin?" diyorum içten içe.
Anlıyorum ki olabileceklerin sınırı yok.
Dalgaların yükselişindeki tutarsızlığı fark etmişken, beni yutmaya başladığını hatırlıyorum.
Sonrasında ise nerede gözlerimi açtığımı tam olarak kestiremiyorum.
Sanırım bu sefer, gerçekten kayboluyorum.
Gözlerimi açtığımda ise karşımda küçük bir iskele görüyorum.
Kırık tahtaların üzerinden geçebilir miyim diyorum.
Islak kıyafetlerimle rüzgarı karşı durunca, biraz üşüyorum.
Ama sonunda küçük bir ateş yakmayı başarıyorum.
Bu sırada güneşin batışı da pek uzun sürmüyor, izliyorum.
Bir süre sonra sanki korkumun kalbine dalıyorum.Parlak ay ışığının, benim için bir gaz lambasına dönüşmesini umuyorken; o parlaklığın, son damlasına kadar kaybolduğunu görüyorum.
Biraz korkuyorum.
Korkudan gözlerimi kapadığımda ise, daha karanlığa düşüyorum.
Sonra alışıyorum.
Aslında bir şeylerin farkına varıyorum.
Siyah ve beyazın uyumuna tanıklık ediyorum.
Yeni farkındalıklarımın etkisiyle düşüncelerimi değiştiriyorum.
Belki diyorum, bir yolu olmalı.
Her aydınlıkta bir parça karanlık olduğu gibi, her karanlıkta da bir parça aydınlık.
Harcayabilecek zamanımın olmadığını bilmek istemesem de, öğreniyorum.
Nerede olduğum konusunu ise umursamıyorum.
Yeniden ve yine denize yöneliyorum.
"Beni aldığın yere geri götür." diye bağırıyorum.
Sahip olduğum hüzün yükünün ağırlığıyla, yaptıklarımı karmaşıklaştırıyorum.
Ya da ne yaptığımı bilmiyorum.
Yapmam gereken şey, denize bağırmak mı diyorum.
Kimse "Hayır" demiyor.
Ama vazgeçiyorum.
Tüm bu olanlarda, bir anlam arıyorum, hep yaptığım gibi.
Bir sebebi olmalı ki, beni buraya getirdi diyorum.Karanlığa karşılık verip, onu geçmeye çalışmak mantıklı gelmeye başlıyor bir anda.
Ama farklı bir şeyler olduğunun farkına varıyorum.
Artık koşuyorum.
Sanki karanlığın kırıcılığına karşı zırhla donatılmış gibi hissediyorum.
Bana bu güçleri kim verdi diyorum sessizce.
Ben böyle değildim, biliyorum.
Belki de bunu denize borçluyumdur diyorum.
Derken; neyi ona borçlu değilim ki diye düşünüyorum.Bir taraftan da koşuyorum.
Karanlığa doğru.
Hala, o kadar hızlı olmadığımı anlamam uzun sürmüyor.
En azından eskiye göre daha hızlıyım diyorum.
Aklımın, ilerleyişimin sonunu merak etmesine engel olamıyorum.
Ondan, arkada kalan bir kaç parça arıyorum ilerlediğim her adımda.
Yoksa burası rüyalarımda gördüğüm o yer mi diye düşünüyorum;
Ya da mağaralardan biri mi diye.
Ama bu karanlığın içinde pek de önümü göremiyorum.
Sonra birden durup, aydınlığı beklemeye karar veriyorum.
Defterimi çıkarıp bir şeyler yazıyorum, ve o yaprağı koparıyorum.
"Dünyayı
Kimse
Senin
Gibi
Görmüyor.
Peki ne görüyorsun?
Yeni bir başlangıç mı?
Yoksa son mu."
...
Kırık tahtaların üzerinden geçebilir miyim diyorum.
Islak kıyafetlerimle rüzgarı karşı durunca, biraz üşüyorum.
Ama sonunda küçük bir ateş yakmayı başarıyorum.
Bu sırada güneşin batışı da pek uzun sürmüyor, izliyorum.
Bir süre sonra sanki korkumun kalbine dalıyorum.Parlak ay ışığının, benim için bir gaz lambasına dönüşmesini umuyorken; o parlaklığın, son damlasına kadar kaybolduğunu görüyorum.
Biraz korkuyorum.
Korkudan gözlerimi kapadığımda ise, daha karanlığa düşüyorum.
Sonra alışıyorum.
Aslında bir şeylerin farkına varıyorum.
Siyah ve beyazın uyumuna tanıklık ediyorum.
Yeni farkındalıklarımın etkisiyle düşüncelerimi değiştiriyorum.
Belki diyorum, bir yolu olmalı.
Her aydınlıkta bir parça karanlık olduğu gibi, her karanlıkta da bir parça aydınlık.
Harcayabilecek zamanımın olmadığını bilmek istemesem de, öğreniyorum.
Nerede olduğum konusunu ise umursamıyorum.
Yeniden ve yine denize yöneliyorum.
"Beni aldığın yere geri götür." diye bağırıyorum.
Sahip olduğum hüzün yükünün ağırlığıyla, yaptıklarımı karmaşıklaştırıyorum.
Ya da ne yaptığımı bilmiyorum.
Yapmam gereken şey, denize bağırmak mı diyorum.
Kimse "Hayır" demiyor.
Ama vazgeçiyorum.
Tüm bu olanlarda, bir anlam arıyorum, hep yaptığım gibi.
Bir sebebi olmalı ki, beni buraya getirdi diyorum.Karanlığa karşılık verip, onu geçmeye çalışmak mantıklı gelmeye başlıyor bir anda.
Ama farklı bir şeyler olduğunun farkına varıyorum.
Artık koşuyorum.
Sanki karanlığın kırıcılığına karşı zırhla donatılmış gibi hissediyorum.
Bana bu güçleri kim verdi diyorum sessizce.
Ben böyle değildim, biliyorum.
Belki de bunu denize borçluyumdur diyorum.
Derken; neyi ona borçlu değilim ki diye düşünüyorum.Bir taraftan da koşuyorum.
Karanlığa doğru.
Hala, o kadar hızlı olmadığımı anlamam uzun sürmüyor.
En azından eskiye göre daha hızlıyım diyorum.
Aklımın, ilerleyişimin sonunu merak etmesine engel olamıyorum.
Ondan, arkada kalan bir kaç parça arıyorum ilerlediğim her adımda.
Yoksa burası rüyalarımda gördüğüm o yer mi diye düşünüyorum;
Ya da mağaralardan biri mi diye.
Ama bu karanlığın içinde pek de önümü göremiyorum.
Sonra birden durup, aydınlığı beklemeye karar veriyorum.
Defterimi çıkarıp bir şeyler yazıyorum, ve o yaprağı koparıyorum.
"Dünyayı
Kimse
Senin
Gibi
Görmüyor.
Peki ne görüyorsun?
Yeni bir başlangıç mı?
Yoksa son mu."
...
Yorumlar
Yorum Gönder