Gokyuzu Kutuphanesı
"Elbette.Şey..baştan söylemeliyim; sonuç olarak onu bulamayabilirim, ama en azından bulmana yardım edebilirim.Yani, denerim."
"Peki nasıl? Neyle?...Bunca zamandır bu konuda yapabildiğim tek şey saçtığı parıltıları takip etmek, ama kanatları olan birini takip etmek kolay değil tahmin edebileceğin gibi."
"Belki bana inanmayabilirsin, belki de gerçekten bir efsanedir, bilemiyorum; kızım bu tür esrarengizliklere bayılır, sanırım bu yüzden onu, beyaz kanatlının bu kasabadan geçtiği günden sonra sık sık kütüphanede bulmaya başladım.Burası küçük bir kasaba olabilir ama Gökyüzü kütüphanesi bu kasabada.Aslını istersen kütüphanenin neden ve nasıl oluştuğu bile esrarengiz.Her neyse."
Biraz soluklandıktan sonra devam etti Margeret.
"O günden sonra kızım, sanki kütüphanede tüm hayatını okuyarak geçirebilecek birine bürünmüş gibiydi.Bir seferinde onu kamp ateşin çağırmak için gittiğimde, uyuyakaldığını görmüştüm.Ellerinin arasında sayfaları açık şekilde duran bir kitap vardı.Okumayı düşünmemiştim ama sayfaların kenarlarını kıvırmış olduğunu görünce dikkatimi çekti.Bir bilgeden bahsediyordu.Köprüde birini beklediğini ve beklediğine ait parçaları bir kavanozda topladığını anlatıyordu."
"İki olay arasındaki ilişkiyi tam çözemedim Maggi."
"Sabret, oraya geliyorum.Ortak nokta şu ki; bilgenin topladığı parçalar birer kanat parçasıydı.Sana görtermem gereken şey de tam olarak buna benzer.Günlüğümün arasına sakladığım bir kaç kanat parçası var.Beyaz kanatlıdan."
"Kanatları ölüyor, Lucas.Onu bir an önce bulmalısın."
"Şey.. Bilge yazısının sonuna bir not eklemiş ama okumak çok zor olmuştu benim için, çünkü farklı bir yazı dileyle yazılmıştı.Neyse ki anlamını çıkarabilmiştim.Şöyle diyordu:"
-Hüzün, insanın gözlerini yıpratır, sonucu göz yaşıdır; onun ise kanatlarını yıpratır, sonucu yıkılıştır.
"Hayır, bu yıkılışa izin veremem Maggi.Nerde bu kitap?Başka nelerden bahsetmiş?Her ne yazılıysa öğrenmek istiyorum." dedi Lucas, meraklı gözlerle.
"Kitabın ismi 'Bir Sihirbaz Oyunu' olmalı ama hala kütüphanede mi bilmiyorum.Gidip bakmamız gerek.Belki kızım bir yerlere saklamıştır."
"Peki.Ama önce kanat parçalarını görmek istiyorum.Getirebilir misin?"
"Tabi, hadi gel birlikte gidelim, oradan kütüphaneye geçeriz."
Kamp ateşinin yakılacağı meydanı aceleci adımlarla geçtikten sonra, evine giren Margeret, kitaplığında duran günlüğünün sayfalarını bir bir açtı, kanat parçalarını nazikçe bir kutuya koydu ve tekrar dışarı yöneldi.
"İşte, bulduğum tüm parçalar kutunun içinde."
Lucas kutuyu hafifçe açtı, bir parçayı eline aldı;
"Bu gerçekten ona mı ait?Çünkü onun renkleri gri ve beyazdı; oysa ki burdaki parçalar siyah ve koyu."
"O kitabı okumalısın.Soruna gelirsek; evet, bu ona ait, gayet net gördüm, ona ait.Renkleri konusuysa şu şekilde, kitapta diyor ki;
-Eğer gördüğünüz iki renk, size gök kuşağını anımsatmıyorsa; siyah ve koyudur.Siyah yıkılışın belirtisi, koyu ise yıkılışın etkisinde kalan umutlardır.
"Peki bu kanat parçalarını bir şekilde kullanarak onu bulamaz mıyız?"
"Sanırım hayır, Lucas.Bildiğim şey, bu kanat parçalarının, onun yıkılışını önlemek için kullanıldığı.Yani, onu nasıl bulabiliriz gibi bir soruya cevap veremiyorum ne yazık ki."
"Jin...Jinora nerde? Nerdeyse tüm zamanını kütüphanede geçirdiğini söylemiştin, belki bu konuda farklı bir şeyler daha yazılıdır, belki onları da okumuştur."
"Öyleyse, nerede olduğunu biliyoruz, beni takip et Lucas, yalnız bu sefer beni ekme."
"Anladım, aptal değilim ya." dedi Lucas, minik kahkahasıyla.
Kütüphanenin giriş kapısını geldiklerinde, farkına varmışlardı; Jinora içerideydi.Çünkü kütüphanenin özelliği şuydu; içeride her kim bir kitabı okursa, o kişinin içindeki ışık, gök yüzünü aydınlatırdı.Aynı anda yeterince kitap okunduğunda, gök yüzünü aydınlatan bu ışık yeni bir kitap odasının kapısını açardı.Belki de açılmamış, gözlerden uzak, esrarengiz yüzlerce oda vardı, kim bilir.
"Bak, gök yüzündeki ışığı görüyor musun?"
"Maggi, bunun anlamı ne?"
"Yani bu demek oluyor ki; aradığımız şahıs içeride.Muhtemelen yine kitap okuyor.Yalnız şimdiden anlaşalım, uyuyakalmışsa; uyandırmak yok."
"Ama Maggi..."
"Anlaştık mı dedim."
"Belki."
"Bu bir cevap mıydı şimdi?"
"Yani, muhtemelen."
"Ah, peki daha fazla zorlamıyorum, hadi bir an önce içeri girelim."
"İyi fikir ama bu kapı nasıl açılıyor?"
"Bu kapı açılmıyor, kırıyorsun onu, tekme atman gerek."
"Ha?....O kadar komik ki, Maggi."
"Gayet güzeldi bence, hem ödeşdik."
"Peki peki, kapıyı açar mısın, lütfen."
"Esrarengizliğine rağmen bu koca sanat eserinin kapısı fazla ilkel.Sanırım senin gibi kapıya tekme atabilecek dahileri düşünerek, ilkel bir şey tercih etmişler, kolayca girebil diye."
"Yani, bu biraz daha iyiydi...Çabuk öğreniyorsun." diyerek kahkahasına engel olamadı Lucas.
Derken Margeret kapıyı açtı, yavaş adımlarla içeri sokuldular.Ama Jinora görünürde yoktu.
"Nereye kaybolmuş bu kız?"
"Sonuçta senin kızın, zorlaştırmasa olmazdı Maggi."
"Madem öyle, kitabı kendin bulabilirsin bence."
"Peki, söylememişim gibi düşün."
"Ama söyledin."
"Bilmem söyledim mi."
"Ah, neyse benimle uğraşmayı bırak da, şu kitabı bulalım."
"Nereden başlayalım?"
"Yıkılışı durdurmaktan."
Yorumlar
Yorum Gönder