Parıltı

"Belki ağlamam." diye cevap verdi minik kıza.
Oysa ki gök yüzünden bedenine akan bu hüznü nasıl sonlandırabileceği konusunda neredeyse hiç bir fikri yoktu.Kaldırdı başını.Gök yüzünün aydınlığında gizlenen; ama az da olsa belirgin olan ay'ı gördü.
"Çok güzel öyle değil mi?"
"Bir de gece görmelisin, şanslısın ki bu kasaba da ard arda dört gece dolunay olabiliyor." dedi minik kız.Şaşırmaya çalıştı adam, heyecanlandığını anlatırcasına kaşlarını kaldırdı, minik kızı üzmemek için.Bir süre sonra, kargalar dışında ses çıkaran canlı kalmayınca kulübe etrafında; minik kız bozdu bu kelime orucunu.
"Seni buraya ne getirdi emin değilim ama aklımda birisi var."
"Bunun anlamı ne küçük hanım?" diye karşılık verdi adam, hafif gülümser gibi oldu bir an için, ama başaramadı.Aklına baskı yapan soru cümleleri eşliğinde, en mantıklı olduğunu karar verdiği soruyu beklemeden sordu; sonra engel olamadı, bir çok soruyu dile getirdi kalbi.
"Aklındaki kim?"
"Ayrıca bu insanların havadan haberleri yok mu; neden dışarıdalar?"
"Sen bana neden onu anımsatıyorsun?"
"Yavaş ol delikanlı." diyerek sözünü kesti adamın, minik kız.Bir kaç saniye sonra kahkaha atmaya başlasa da adamın ciddi bakışlarından tedirgin oldu.
"Ah, şaka yapıyorum.Kasabanın kahvesindeki yaşlı amcayı taklit ediyordum sadece.Kar topu savaşı yapan çocuklara hep bunu söylüyor da."
Adam ciddi bakışlarını sürdürünce; 
"Sanırım şu sorularının cevaplarını istiyorsun.Yedi yaşında olabilirim ama bunu anlayabilecek kadar zekiyim."
"Tam hatırlayamıyorum, o an yeni uyanmıştım sanırım biraz uyku sersemiydim.Ah, her neyse..."
"Aslında yine sıradan bir gün gibi başlamıştı her şey.Güneş doğdu ve sayre ve sayre..."
"Ama gök yüzünde bir şey belirmişti ve o .... Sanki bir meteor gibiydi, gerçekten de öyle gibiydi...Giderek yaklaştı ve gördüm ki o bir meteor değil...Şey gibiydi...Böyle..."
Derken adam sözünü kesti; aslında kızın aklındakine eşlik etmişti:
"Bembeyaz, uçlarına doğru grileşen bir renk kuşağına sahip kanatlar gördün öyle değil mi?" 
"Sen ne zamandır bu kasabadasın, yabancı?" diyerek sinsi bir gülüş takındı ifadesine minik kız.
"Bunları biliyorsan; neden bana soruyorsun ki?"
"Bilmiyorum küçük hanım, tek bildiğim, o kanatların sahibini bulmaya çalıştığım.Onu gördün ve sonra ne oldu?..."
"Kasabamızın üstünden uçmuştu, ama çok yakındı.Neredeyse kanatlarıyla yüzümü okşamıştı.Asıl garip olan kanatlarından süzülen parıltılardı.Binlerce ateş böceğiyle dolu bir kafes gibiydi.Yere düşen parıltılarını başta çözememiştim ama anladım ki kasabayı canlandıran o parıltılardı."
"Şu insanları görüyorsun ya; hepsi şuan onu bekliyor.O parıltılar kasabamızı canlandırmıştı; ama onu takip eden karanlık, bir bulut gibi kasabamızı sardı ve beyaz kanatlı'nın getirdiği canlılığı bir anda yok etti."
"Yalnızca yok etmedi; sanki başka bir şey oldu, kasaba halkı ne yaparsa yapsın bir daha canlandıramadı burayı.Ne bir bitki yetişir oldu ne de hayvanlar.Dört gün süren dolunay demiştim; iste o karanlığın ardından başladı.Yoksa burası öyle özel bir yer değil."
"Sizin kasabanıza bunu yaptıysa; geçtiği her yerde aynı etkiyi bırakmış olabilir.Bu ne demek haberin var mı küçük hanım?....Dünyam ölüyor.."
"Dünyan mı?" diyerek kahkahasına engel olamadı minik kız.
"Bunu anlamanı beklemiyordum zaten.Unut o dediğimi....Anlaman gereken şu ki; bir an önce onu bulmalıyım mavi göz."
"Ya onu bulduktan sonra?"
"Yüzleşemediğim soruları bana soramazsın ufaklık." 
"Sorarsam beni anneme mi şikayet edersin?"
"Yedi yaşındayım demiştin değil mi?"
"Evet, öyle.Ama yaşımı hatırlatıp, küçük olduğumu yüzüme vurmayı bırak."
"Ah, tek söylemek istediğim dünyamdaki en genç cadısın." diyerek gülümsedi adam, minik kıza bakarak.Bu sefer sahiden gülümsemişti.Dişleri görülebilecek düzeyde gülümseme.
"Senin şu aptal dünyan....Acaba senin olduğuna nasıl karar verdin zekamı küçükseyen adam."
"Takma isim mi?... Ciddi olamazsın." demesiyle beraber parmaklarını tek tek kıtlatmaya başladı adam.Sırtını kulübenin kapısına dayadı; yorulmuşçasına.Minik kız biraz kızmıştı ama, pek belli etmedi.
"Bunu sana annen mi öğretti yoksa... Şu takma isim olayını ...." 
"Annem mi ....Biliyordum." dedi minik kız.
"Gözünü ondan alamadın öyle değil mi Romeo?"
"Ne ben Romeo olabilirim ne de o Juliet, küçük hanım."
"Ah, sanmıyorum." diyerek karşı çıktı alaycı bir ses tonuyla, minik kız.
"Bana bakarken bu kadar ağlıyorsan, bir de annemi görsen ne yaparsın bilemiyorum.Gözlerimi kimden aldım sanıyorsun?"
"Onunkilerde mi mavi?"
"Ah, senin için çok güzel bir cevabım vardı ama bunun için fazla büyüksün."
"Haklısın yedi yaşında değilim."
Hafif somurttu minik kız.
"Şu az önceki şaka için beni affedersen, benim minik kızım olma hakkına sahip olabilirsin." dedi adam biraz ciddi, biraz alaycı bir ifadeye bürünüp.
"Senin minik kızın mı..."
"Bence bunun için pek zeki değilsin." 
"Ah, hadi ama.Sen başlattın, ben de devam ettirdim, Mr. Romeo."

                                                                                                                                                      19 Temmuz 2014 / 04:37                                                                                                                                         Düşünce biyografisi / Mr.Romeo*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

baslıbasına bir derin kuytu

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?