His Defteri
Düştüğü hissizliğin içinde; rastladığı bu kasabadaki yıkık dökük bir kulübeydi onu kurtaran.Dondurucu soğuk bedenini, hissizliği ise kalbini yıpratmıştı.Tüm hisleri bir bir silinmişti his defterinden.Yoktu başka seçeneği; gölgesinin peşine düşmek bu yüzden ona mantıklı gelmişti.Ne bir izciydi, ne bir iz sürücü ne de bir izlerin sherlock'uydu.Hissizliğinin etkisinde yok oluşunu izleyendi o, en uç noktadan.
Kimileri duygusuzluktan parçalanırdı, kimileri ise duygu yoğunluğundan.Hissizliği yıprattı benliğini; ama duygularının asla önüne geçemedi.Ama bilirdi; duyguları yağmurda yakılan bir kamp ateşi gibiydi.O duyguyu sağlayan uzaksa, hisleri sanki bir firariydi.
Kulübeye girmeden önce etrafını taradı, aklında yakılabilecek bir ateşin hayali vardı.Gördüğü bir kaç odun parçasına doğru yürüdü, eline aldı, ama farkına vardı; kar tüm odunları ıslatmıştı.Dert etmedi bunu.Ne de olsa, ona olan uzaklığı, buram buram üşüttü onu.Belki bedenini değil; ama kalbini.
Kasaba insanından bir parça eşya istemeyi düşünsede, yapmadı bunu, çünkü konuşmaya olan gücü, yaşadığı hüznün onu bir suskuna dönüştürmesiyle, sönmüştü.
Kulübenin kabısını araladı, içeri girdi.Garip olan kulubenin boş ve kimsesiz olmasıydı.Bu garipliğe yol açansa, insanların bu dondurucu havada bile sokak ortasında beklemesiydi.Meraklanmış olması bile, bir kaç soru sormasını sağlayamadı.Ama anlamıştı, kulubeden içeri bir adım attığı anda; oradaki herkesin kulağı,adamın ağzından çıkacak ufak bir selama dayalıydı.
Tekrar dışarı çıktı kulübeden, sırayla indi merdiveni; bu sırada gözleri onu izleyen insanların üzerindeydi.Kimseden ufak bile olsa bir ses çıkmadı.Belki de yabancı birine karşı duyulan korkudandı.Derken minik bir kız yanına geldi, bir şeyler sormak istercesine baktı, hafif utanarak:
"-Sen kimsin?" dedi mavi gözlerini, onun gözlerine çevirerek.Cevabını alamadı.Ama asıl korkusu annesinden habersiz bir yabancıya bakışlarıydı.
"-Nereye kayboldun öylece?" diye sordu minik kızına annesi, incitmeden.
"-Şey...." dedi minik kız.
"-Şu adam vardı ya anne, kızma ama onun yanına gitmiştim."
"-Geldiğinden beri hiç konuşmadı o, sana bir şeyler söyledi mi peki?"
"-Hayır anne, ona kim olduğunu sordum ama gözlerime bakıp ağlamaktan başka bir şey yapmadı."
"-Neden ağlasın ki?"
"-Söyledim ya anne, tek yaptığı ağlamaktı."
Gözlerine baktığında minik kızın, ağlamıştı; çünkü gözlerindeki mavilik okyanusundaki gemiydi adamın.Kızın saçları ise, gölgesini takip ettiği kanatlardı.
Kasabanın meydanında toplanmış olan insanlara doğru yürürken, bir anda durdu.Çizmelerinde biriken karı gördü, eldivenlerini çıkartıp temizledi çizmesini.Aslında tüm istediği minik kızın ilgisini çekmekti.Tekrar eldivenlerini giydikten sonra, döndü geriye, kulübenin merdivenine oturdu hafifçe.Çürümüş tahtaların gıcırtısı kapladı kulaklarını.Başını öne eğip düşünceli gözüktü biraz.Minik kız ise bir kar topunu yuvarladı adamın gözlerini diktiği yere.
Dikkatini çekemedi adamın, minik kız.Omzuna gelen saçlarını savurarak koştu adama doğru, bu; güneşin gün doğumunda, karanlığa karşı yaptığı koşuydu.
Küçücük elleriyle yaptığı bir kar topunu adama fırlattı etrafa saçtığı neşesiyle.Belki küçüktü, ama hedefi on ikiden vurmakta üstüne yok gibiydi.Kafasına aldığı darbeyle hafifçe sersemleyen adam, kendine geldi, daha sonra kıza döndü.
Minik kız gülümsedi.
Uzun zaman olmuştu adam için, bir gülümseme görmeyeli, ve gülümsemeyeli.Çünkü adamın tüm gülümseyişleri, onun kanatlarıyla birlikte gitmişti.
Zaten bu yola onu bulmak uğruna düşmemiş miydi?
Minik kız koşusuna devam etti, ta ki adamın karşısında durana kadar.Dikti gözlerini adama.Yürümeye başladı, adamın yanındaki merdivene oturdu.Yine de bunun adı suskunluktu.Minik kız ne yaparsa yapsın başaramadı, adamı konuşturmayı.
Oysa ki adam saatlerdir konuşuyordu zaten, döktüğü göz yaşlarıyla.
Minik kız da farkındaydı aslında bunun, dizine oturdu adamın, küçük eldiveniyle göz yaşlarını sildi.Ayağa kalktı sonra, indi merdivenden aşağı, biraz kar aldı avuçlarına, tekrar çıktı merdivenden, oturdu eski yerine.
"-Sana nasıl kartopu yapıldığını öğretmemi ister misin?" dedi o tatlı sesiyle.
Ses çıkmadı adamdan.
"-Peki.Ben yinede öğretirim sana.İstersen dinlersin beni.Ayrıca bu çok eğlenceli.Geldiğinden beri ağladığına göre, biraz gülmeye ihtiyacın var."
Minik bir kızın nasıl böyle kelimeleri özenle seçip, etkili bir cümle kurabildiğine hayret etmişti adam.Suskunluğunu bir yana bıraktı, ağzından bir kaç kelime özgürlüğüne kavuştu:
-"Adın ne senin?"
"-Sen...." dedi minik kız.
"-Az önce konuştun mu yoksa?"
"-Anneme haber vermeliyim, hepsi seni merak ediyor."
"Dur." dedi adam yıllardır hasret bıraktığı kısık bir sesle.
"-Bana adını söylemeyecek misin?"
"Adımı söylersem, ağlamayı bırakacak mısın peki?"
...
Yorumlar
Yorum Gönder