baslıbasına bir derin kuytu

konuşmamın lüzumlu olduğu durumlar bile en az benim kadar lüzumsuzdu, halbuki ben bir ömür susmaya da razıydım, tabi şu vakitlerde gönlümü, başımı hafifçe sağa yatırıp bir takım insanların gözlerine bakma arzusu dolduruyor olsa da, içten içe bir lüzumsuzluk hissi ile burun buruna kalmaktayım, sözleri körelmeye yüz tutmuş ancak henüz uçurumdan aşağı itilmemiş bir an'a savrulmaktayım, adanmışlık mevzuma sahibiyet talep etmiş olan zat'a ve ömürlük bir ziyaret için yola çıkışıma dair -gelecekte talep etmiş olacak zat'a dair- hayaller kurmaktayım.

uzunca bir vakit önce de yapmakta olduğum, kuşluk vakitlerindeki gün ışığını ruhuma doldurma mevzusuna fazlaca özlem duymuyor olsam da, halihazırda mevcudiyetimin yeterince kıymet teşkil etmemesi beni bu mevzudan da alıkoymakta, görüldüğü üzere karanlıklara razı olmaktayım artık, yitip gitmenin eşiğinde dolaşmaktayım, nitekim ellerimin uzanamadığı veya uzandıysa da tutunamadığı o sayısız çırpınış denemelerinden sonra, iyileşme çabası dahi lüzumsuz bir hal aldı.

halbuki bu kasvetli gökyüzümün bir zamanki kuş seslerinden -bu denli- uzak olmaması gerekiyordu, kaldı ki kuşlar, böyle bir mecburiyetleri olduğundan habersizdiler fakat, gönlümden geçenlerin bir başka şekilde hayat bulmasına imkan yok iken ve ben halihazırda bu mevzunun fazlası ile farkında iken, belki de iletebileceğim son dizeler ancak bu şekilde dile getirilebilecek iken, birden, o yalnızlığımı bastıran ve sanki yalnız değilmişim hissini kürek kemiklerimden içeri sızdıran cıvıltılar kuytudan esen bir esrarengiz rüzgara kapıldılar ki geri dönmek üzere olmalılar artık yoktular.

süregelen her gün doğumunda yeniden uyanmayı fakat uyanmak arzusundan yoksun bir beden ile oradan oraya savrulmayı, benliğime aykırı olduğu halde fazlası ile lüzumsuzca davranmayı, üstelik bir hayli lüzumlu bulduğum yazmak mevzusunda hiçbir adım atmaya çabalamayan vasat bir mizaca doğru hiç de geri dönüşü olmayan bir hız ile savruluşumu haklı çıkaracak bir savunma yapmak gayretini gösteremedim, bu durum başlıbaşına bir yıpranma örneğiydi, nitekim içinde bulunduğum durumun ne denli vahim olduğunu görebilmek şöyle dursun, bu vahimliği anlamlandırabilme konusunyla içli dışlı olmak adına her hangi bir gönüllü bulamamış iken, üstelik bu vakte dek hiçbir mevzu olması gerektiği şekilde -olması gerektiğini düşündüğüm şekilde- ilerlememiş iken, bu mevzuyu kurcalamak isteyebilecek bir takım zat'ların varlığını düşünmemi sağlayan hissiyatın lüzumunu kendime nasıl kabul ettirebilirdim?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ikı Yaka Arasında

Nerelerdeydiniz?