Müzik Kutusu
...
Kar küresinin bir müzik kutusuna dönüşebileceği hiç aklıma gelmemişti.Onu yanımdan ayırmamış olsam da, melodilerini hiç duymamıştım ya da hissetmemiştim.Belki de duyabileceğim sesler değildi bu düşünce fısıltıları.
Ne de olsa;
"Büyüsü sırrında." diye tekrarladım yeniden.
Gerçekten de öyleydi, büyüsü sırrındaydı, bilinmeden, çözülmeden daha güzeldi düşünceler, duygular.Bir müzik kutusundaki melodileri dinlemek kadar müthiş, çikolata tadındaki nefret kadar paha biçilemezdi.
...
Tabi;
bir şeylerin eksik olmaması şartıyla.
Bir parça için sözlerin,
Bir kitap için kahvenin,
"Daniel için Max'in," olması gerektiği şartları gibi.
Benim içinse biraz karışık.
Parıltı.
Beyaz kanatlı.
Sonra mavi.
Sonra yeşil.
Ve daha birçok şey.
Neden hepsi bir arada olmasın ki?
Belki de fazla soyut bir düşüncedir.
...
Kendimi soyutlaştırmamın etkisiyle bir çeşit zihin oyununa girmiş halde buldum düşüncelerimi.Her şey fazla soyut gelmeye başladığında;
"Farklı bir şey olmaz çünkü onlar soyuttur." kadar anlamsız bir cümleyi söylediğimi farkettiğimde;
"Onları soyutlaştıran sensin." kadar net ve anlaşılır kelimelerin fısıldandığını duydum.
İçimden buna cevap vermek gelmedi, sanırım karşıma gelip, aynı kelimeleri tekrar söylemesini beklemiştim.
...
Tüm bunları, o gümüş işlemeli ahşap kutumdan çıkan kağıttaki çizgi dünyasına izleyerek geldiğim bu mağaradaki, parlak ve aynaya benzeyen bir etkiye sahip kristal sütunlardan öğrendim.Bu düşünce parçacıklarımı, o parlaklığın içinde görmüştüm.Bir şekilde iç dünyamı alıp bilinçaltı aynalarına yansıtan kristallerin, aslında "kuvars kristali" olduğunu öğrenmem de pek uzun sürmedi.
Yine de bu etkiye nasıl sağlayabildiğini çözememiştim.
Yanımda bunu sorabileceğim ilk kişi bile yoksa..
Soramadım.
Ama bana sorulmuş olan farklı sorulara iki cevabım vardı;
"Senin için kanatlarının rengini seçtim; parıltın sönmesin diye.
Senin içinse okyanusun rengini seçtim; sonsuzluğun bitmesin diye."
...
Kar küresinin bir müzik kutusuna dönüşebileceği hiç aklıma gelmemişti.Onu yanımdan ayırmamış olsam da, melodilerini hiç duymamıştım ya da hissetmemiştim.Belki de duyabileceğim sesler değildi bu düşünce fısıltıları.
Ne de olsa;
"Büyüsü sırrında." diye tekrarladım yeniden.
Gerçekten de öyleydi, büyüsü sırrındaydı, bilinmeden, çözülmeden daha güzeldi düşünceler, duygular.Bir müzik kutusundaki melodileri dinlemek kadar müthiş, çikolata tadındaki nefret kadar paha biçilemezdi.
...
Tabi;
bir şeylerin eksik olmaması şartıyla.
Bir parça için sözlerin,
Bir kitap için kahvenin,
"Daniel için Max'in," olması gerektiği şartları gibi.
Benim içinse biraz karışık.
Parıltı.
Beyaz kanatlı.
Sonra mavi.
Sonra yeşil.
Ve daha birçok şey.
Neden hepsi bir arada olmasın ki?
Belki de fazla soyut bir düşüncedir.
...
Kendimi soyutlaştırmamın etkisiyle bir çeşit zihin oyununa girmiş halde buldum düşüncelerimi.Her şey fazla soyut gelmeye başladığında;
"Farklı bir şey olmaz çünkü onlar soyuttur." kadar anlamsız bir cümleyi söylediğimi farkettiğimde;
"Onları soyutlaştıran sensin." kadar net ve anlaşılır kelimelerin fısıldandığını duydum.
İçimden buna cevap vermek gelmedi, sanırım karşıma gelip, aynı kelimeleri tekrar söylemesini beklemiştim.
...
Tüm bunları, o gümüş işlemeli ahşap kutumdan çıkan kağıttaki çizgi dünyasına izleyerek geldiğim bu mağaradaki, parlak ve aynaya benzeyen bir etkiye sahip kristal sütunlardan öğrendim.Bu düşünce parçacıklarımı, o parlaklığın içinde görmüştüm.Bir şekilde iç dünyamı alıp bilinçaltı aynalarına yansıtan kristallerin, aslında "kuvars kristali" olduğunu öğrenmem de pek uzun sürmedi.
Yine de bu etkiye nasıl sağlayabildiğini çözememiştim.
Yanımda bunu sorabileceğim ilk kişi bile yoksa..
Soramadım.
Ama bana sorulmuş olan farklı sorulara iki cevabım vardı;
"Senin için kanatlarının rengini seçtim; parıltın sönmesin diye.
Senin içinse okyanusun rengini seçtim; sonsuzluğun bitmesin diye."
...
Yorumlar
Yorum Gönder