Isık Oyunları
...
Kum tepesinin zirvesine çıkmışken bu devasa dağ serpintilerini es geçmek olmazdı.Dağların her birinin, birer sembole den gelen bir kronolojisi olduğu gerçeği içimi ürpertiyor doğrusu.
Vadinin ucuna uzanan patikayı kullanarak, serpintilerle yüz yüze gelip, onları araştırmayı isterdim.
Ki bunu yapmıyorum.Yapamıyorum.
Belki de yapmak istemiyorum.
Böyle muhteşem ışık oyunlarının gökyüzünü aydınlattığı bir kum tepesinin zirvesi, seni zirveye
kuş tüyü gibi hafif bir şekilde bırakan kanatlı birinin oluşu kadar karmaşıklığın ortasında kalırken insan,
pek de isteklerine ya da meraklarına zaman ayırmayı tercih etmiyor.
Tercih etmek daha da güzel olabilirdi belki de.Her medeniyetin, her canlının, her ışığın, her kar tanesinin
bile bir hikayesi olduğu gerçeğini tatmak, gayet tatmin edici ve merak uyandırıcı bir olgu olabilirdi;
Kimileri için.
Tabi ki olmayabilirdi de.
Zirvenin uç kısmana doğru ilerledikçe, artarken heyecan;
bu heyecanı, görülmeye değer olan her bir parıltının verdiği mutluluk ve olağan üstülük parçalarının etkisiyle
azaltan bir his, bu.
...
Karmaşıklığı, muhteşem olmasına dayanıyor sanırım.
Gök kuşağını güzelleştiren renklerin ön planda olmasıyla karşılaşılan etki ve güneşin batışını süsleyen merdiven taşları havasındaki kızıllıkla birlikte, gözlerinin önünde uçuşan ateş böceklerinden parıltısıyla güçlenen,
kanatlarını bir asi gibi açmış, havada süzülen beyaz kanatlıya takılıp kalmamak, neredeyse imkansız;
Kimileri için.
Bunu görebilmek isterdim gerçekten.Oysa ki bunları gözlerimin önünden bir film şeridi gibi yavaşça gezdiren;
Burasıydı, sanırım.
Bulunduğum yer.
Minik bir şeyin bile eksik olması, bu gizli sinema salonunu söndürmeye yeterdi belki de.
...
Okuduğum yazılı tabletlerin pek çoğundan etkilenerek, anlamaya çalıştım ayaklarımın altındaki şaheseri.
Sanki bilim-kurgu'ya kaçmıştım biraz, gizli bir kilit aradım duvarlarda.Ya da bir geçit.
Ama şuan için bulamadım bu geçidi.
Süzülemedim içine.
Dokunamadım.
Belki de "zamanı gelince".
...
26 Mayıs 2014 / 16:32
Kum tepesinin zirvesine çıkmışken bu devasa dağ serpintilerini es geçmek olmazdı.Dağların her birinin, birer sembole den gelen bir kronolojisi olduğu gerçeği içimi ürpertiyor doğrusu.
Vadinin ucuna uzanan patikayı kullanarak, serpintilerle yüz yüze gelip, onları araştırmayı isterdim.
Ki bunu yapmıyorum.Yapamıyorum.
Belki de yapmak istemiyorum.
Böyle muhteşem ışık oyunlarının gökyüzünü aydınlattığı bir kum tepesinin zirvesi, seni zirveye
kuş tüyü gibi hafif bir şekilde bırakan kanatlı birinin oluşu kadar karmaşıklığın ortasında kalırken insan,
pek de isteklerine ya da meraklarına zaman ayırmayı tercih etmiyor.
Tercih etmek daha da güzel olabilirdi belki de.Her medeniyetin, her canlının, her ışığın, her kar tanesinin
bile bir hikayesi olduğu gerçeğini tatmak, gayet tatmin edici ve merak uyandırıcı bir olgu olabilirdi;
Kimileri için.
Tabi ki olmayabilirdi de.
Zirvenin uç kısmana doğru ilerledikçe, artarken heyecan;
bu heyecanı, görülmeye değer olan her bir parıltının verdiği mutluluk ve olağan üstülük parçalarının etkisiyle
azaltan bir his, bu.
...
Karmaşıklığı, muhteşem olmasına dayanıyor sanırım.
Gök kuşağını güzelleştiren renklerin ön planda olmasıyla karşılaşılan etki ve güneşin batışını süsleyen merdiven taşları havasındaki kızıllıkla birlikte, gözlerinin önünde uçuşan ateş böceklerinden parıltısıyla güçlenen,
kanatlarını bir asi gibi açmış, havada süzülen beyaz kanatlıya takılıp kalmamak, neredeyse imkansız;
Kimileri için.
Bunu görebilmek isterdim gerçekten.Oysa ki bunları gözlerimin önünden bir film şeridi gibi yavaşça gezdiren;
Burasıydı, sanırım.
Bulunduğum yer.
Minik bir şeyin bile eksik olması, bu gizli sinema salonunu söndürmeye yeterdi belki de.
...
Okuduğum yazılı tabletlerin pek çoğundan etkilenerek, anlamaya çalıştım ayaklarımın altındaki şaheseri.
Sanki bilim-kurgu'ya kaçmıştım biraz, gizli bir kilit aradım duvarlarda.Ya da bir geçit.
Ama şuan için bulamadım bu geçidi.
Süzülemedim içine.
Dokunamadım.
Belki de "zamanı gelince".
...
Yorumlar
Yorum Gönder