Çıglıklarımın Sıgınagı
...
Gümüş işlemeli ahşap kutuyu elime aldım ve bir kağıt parçasına not ettiğim harfleri yırtıcı bir sessizlik içinde okumaya başladım.Bu da bir tür oyun gibiydi benim için.Açtığım da neyle karşılaşacağımı bilmesem bile, içinde olabilecekler beni heyecanlandırmıştı.
Sanırım bu harfleri bulduğum anda, aklımda pek çok şey olmalı ki; sadece yazmış ve bu şekilde bir anlam taşımadığının farkında değildim.
Yirmi bir harften oluşan bu şifreyi çözebilmek neredeyse güneşin batışını bulmuştu.Yanımda bunu sorabileceğim ilk kişi bile yoksa; demek ki bunu ben yapmalıyım dedim.Bulduğum şey..;
"Çığlıklarımın sığınağı" 'ydı.
Benim için fazla yoğun bir duygu içeren bu iki kelime; gümüş kapılarımın anahtarı olmuştu.Elimi yavaşça kutunun kapağına uzatıp, açtım.Tam olarak beklediğim bu değildi.
Yani kutunun içinde güzel yazılmış bir yazı ve bir kar küresi vardı.
Buna pek anlam verememiştim aslında.Elbette bu iki güzel şey benim için o kadar değerliydi ki; ama sanırım daha farklı bir şeyler çıkmasını umuyordum.
Derken;
"O kutuda senden parçalar saklı aslında." gibi güzel kelimelerle, o etkileyici ses tonunun etkisiyle bana söylediği sözler aklıma geldi beyaz kanatlının.
Gerçekten de benden parçalar saklıydı.
Güzel yazılmış bir yazının olduğunu da farketmiş olsam da kendimi kar küresinden alamamıştım.
Bana çok farklı bir duyguyu çağrıştırıyordu.
Kar küresinin etki alanından çıktıktan sonra, gözlerimi yazıya dikmiş merakla bakıyordum.Kağıdın üst kısmında özenle yazılmış bir metin, alt kısmında ise bir çizgi dünyası vardı.
Böyle bir yazıyı daha önce okumamıştım.Sanki bügun "fazla"lıklar günüydü benim için; duygu yükü o kadar yoğundu ki kelimelerin, düşen göz yaşı damlalarımı silmek, içimden gelmemişti.
Göz yaşı damlalarımın düşmeye başladığı anlarda hep beyaz kanatlı gelirdi yanıma.Yine gelir diye bekledim, gelsin istedim, gel istedim ama onu göremedim.
"Belki daha sonra.." diyerek iç çektim biraz.
Tekrar okumak istemedim yazılanları, çizgi dünyası dikkatimi çekince, ona odaklanmaya çalıştım.Sanırım bu bir haritaydı.İlginç kısmı benim dünyamdaki bir yerin haritası.
Ben yine bilmiyorum.
Neresi olduğunu, nereyi gösterdiğini tam anlayamasam da, bir şekilde burayı bulmayı umuyordum.
Kar küremi sırt çantama koyup yürümeye, haritayı takip etmeye başladım.Yürürken gökyüzünü izlemeyi sevdiğim için, yine gökyüzündeydi gözlerim.Ne zaman gökyüzünde bir parıltı olsa, beyaz kanatlı'nın habercisiydi, daha önce de görmüştüm.Tıpkı gözyaşlarımda olduğu gibi.
Bu sefer gelmişti belki, ama uzaktaydı.Yükseklerdeydi.
İnmedi aşağı.Gelmedi yanıma.
Belki de arada mavi bulutlar vardı, bu yüzden gelemedi yanıma.
Oysa ki ben;
Özledim dediğimde ciddiydim, gerçekten.
...
11 Mayıs 2014 / 00:25
Gümüş işlemeli ahşap kutuyu elime aldım ve bir kağıt parçasına not ettiğim harfleri yırtıcı bir sessizlik içinde okumaya başladım.Bu da bir tür oyun gibiydi benim için.Açtığım da neyle karşılaşacağımı bilmesem bile, içinde olabilecekler beni heyecanlandırmıştı.
Sanırım bu harfleri bulduğum anda, aklımda pek çok şey olmalı ki; sadece yazmış ve bu şekilde bir anlam taşımadığının farkında değildim.
Yirmi bir harften oluşan bu şifreyi çözebilmek neredeyse güneşin batışını bulmuştu.Yanımda bunu sorabileceğim ilk kişi bile yoksa; demek ki bunu ben yapmalıyım dedim.Bulduğum şey..;
"Çığlıklarımın sığınağı" 'ydı.
Benim için fazla yoğun bir duygu içeren bu iki kelime; gümüş kapılarımın anahtarı olmuştu.Elimi yavaşça kutunun kapağına uzatıp, açtım.Tam olarak beklediğim bu değildi.
Yani kutunun içinde güzel yazılmış bir yazı ve bir kar küresi vardı.
Buna pek anlam verememiştim aslında.Elbette bu iki güzel şey benim için o kadar değerliydi ki; ama sanırım daha farklı bir şeyler çıkmasını umuyordum.
Derken;
"O kutuda senden parçalar saklı aslında." gibi güzel kelimelerle, o etkileyici ses tonunun etkisiyle bana söylediği sözler aklıma geldi beyaz kanatlının.
Gerçekten de benden parçalar saklıydı.
Güzel yazılmış bir yazının olduğunu da farketmiş olsam da kendimi kar küresinden alamamıştım.
Bana çok farklı bir duyguyu çağrıştırıyordu.
Kar küresinin etki alanından çıktıktan sonra, gözlerimi yazıya dikmiş merakla bakıyordum.Kağıdın üst kısmında özenle yazılmış bir metin, alt kısmında ise bir çizgi dünyası vardı.
Böyle bir yazıyı daha önce okumamıştım.Sanki bügun "fazla"lıklar günüydü benim için; duygu yükü o kadar yoğundu ki kelimelerin, düşen göz yaşı damlalarımı silmek, içimden gelmemişti.
Göz yaşı damlalarımın düşmeye başladığı anlarda hep beyaz kanatlı gelirdi yanıma.Yine gelir diye bekledim, gelsin istedim, gel istedim ama onu göremedim.
"Belki daha sonra.." diyerek iç çektim biraz.
Tekrar okumak istemedim yazılanları, çizgi dünyası dikkatimi çekince, ona odaklanmaya çalıştım.Sanırım bu bir haritaydı.İlginç kısmı benim dünyamdaki bir yerin haritası.
Ben yine bilmiyorum.
Neresi olduğunu, nereyi gösterdiğini tam anlayamasam da, bir şekilde burayı bulmayı umuyordum.
Kar küremi sırt çantama koyup yürümeye, haritayı takip etmeye başladım.Yürürken gökyüzünü izlemeyi sevdiğim için, yine gökyüzündeydi gözlerim.Ne zaman gökyüzünde bir parıltı olsa, beyaz kanatlı'nın habercisiydi, daha önce de görmüştüm.Tıpkı gözyaşlarımda olduğu gibi.
Bu sefer gelmişti belki, ama uzaktaydı.Yükseklerdeydi.
İnmedi aşağı.Gelmedi yanıma.
Belki de arada mavi bulutlar vardı, bu yüzden gelemedi yanıma.
Oysa ki ben;
Özledim dediğimde ciddiydim, gerçekten.
...
Yorumlar
Yorum Gönder