Gün Batımı
...
"Kim olduğunu anlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyorum.
Ayrıca buraya nasıl geldin?"
"Buraya geldim, çünkü beni sen çağırmıştın unutma, ve asıl soru sorması gereken benim."
"Soru mu?" derken yaşadığım şaşkınlıkla birlikte, pek çok şeye cevap alamayacak olmamın belirsizliğini hissettim.
Bir kez daha.
"Peki dinliyorum." demekten başka çarem kalmamıştı.Bana sorması gerekenleri sorup dünyamdan gitmesini beklerken geri dönüp uçuruma karşı oturmaya devam ettim.Sesinin neden bu kadar tanıdık geldiğini bilmiyorum ama bana birisini anımsatmıştı.Beyaz kanatlı'nın sesini ilk duyduğum andaki gibi.
O sırada bunları düşünmemin iyi bir durum olmadığı aklıma geldi.Çünkü farkındaydım ki, benim dünyamdakiler, ne düşündüğümü görebiliyor.
Dudaklarımı kıpırdatmamış olsam da, o her şeyi duymuştu.
"Yanımda kimse yokken bu durumu nasıl düzeltebileceğimi düşünmeliyim" dedim kendi kendime.
Uzun süredir uçuruma uzanmış ayaklarımı durmadan sallamaya çalışıyordum.Aslında yaptığım tek şey soruları beklemekti.Gün batımını seyretmek için bekleyen birine bürünmüştüm ki hala arkamda mı diye kontrol etmek isteyip kafamı çevirdim.
Tabi ki yoktu.
Çünkü olsa sesini duyardım.
Aptalca ifadelerle karşımdaki kızıl manzarayı izlemeye başladım.Bir yandan izlerken bir yandan da gereksiz düşüncelere kapıldım da diyebilirim.Yine de;
kilitli kutunun içinde ne olduğunu merak ediyor olmam, gereksiz düşüncelerimi bastırdı.Hep aradığım cevaplar belki de kutunun içindeydi.Kaybolan harflerin oluşturduğu kelimeleri bulmuştum ama sanırım bunca şeyin ardında, onları da unutmuştum.
Tekrar bulabilirdim belki ama karanlık çökmek üzereydi ve parıltı kaynağım yanımda değildi.Yani
Beyaz kanatlı.
Az önce gördüğüm şeyin bir halüsinasyon olup olmadığını, ondan öğrenebilirdim mesela.Ya da buraya nasıl geldiğini.Açıkçası aklıma takılan şey farklıydı.
Söylediğine göre onu ben çağırmıştım ama nasıl olduğunu bilmiyorum.Eğer onu çağırabiliyorsam, Beyaz kanatlı'yı da çağırabilir miydim?
Elbette ki Beyaz kanatlı benim dünyamda hep, ve beni ne zaman, nerede bulması gerektiğini biliyor.Peki ya ben istediğim zaman onun yanına gidebilir miydim?...
Neyse ki ona ihtiyacım olduğu her an yanımda beliriyor.Bilmiyorum ama bu hoşuma gidiyor olmalı.
Hoşuma gidiyor, çünkü yine buradaydı.Tam onu nasıl bulabilirim diye düşünürken, gelmişti.
Ona dönüp, gülümsedim ama bir şey sormadım.
Gelmiş olması bile gayet güzeldi.
"Artık gitmeliyiz, gökyüzüne biraz ara vermelisin."
"Nasıl istersen." dedim.
Onu görebildiğim için havalara uçmak istesem de yapmadım.O an için biraz çocukça geldi sanırım.
Kutunun içinde her ne varsa çok merak ettiğimi söylemeye çalışıyordum ki sözümü kesti ve;
"Ona iyi davran." dedi.
Açıkçası yine anlamamıştım çünkü bunu kutu için de söylemiş olabilirdi, o gördüğüm gizemli kişi için de söylemiş olabilirdi.
"Acaba bunu hangisi için söyledin?"
"İkisi için de.O kutuda senden parçalar saklı aslında.Tıpkı o gördüğün halüsinasyonda olduğu gibi."
"Demek halüsinasyondu."
"Belki."
"Kanatların hala çok güzel ama benim gibi konuşmaya başladın."
...
07 Nisan 2014 / 13:25
"Kim olduğunu anlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyorum.
Ayrıca buraya nasıl geldin?"
"Buraya geldim, çünkü beni sen çağırmıştın unutma, ve asıl soru sorması gereken benim."
"Soru mu?" derken yaşadığım şaşkınlıkla birlikte, pek çok şeye cevap alamayacak olmamın belirsizliğini hissettim.
Bir kez daha.
"Peki dinliyorum." demekten başka çarem kalmamıştı.Bana sorması gerekenleri sorup dünyamdan gitmesini beklerken geri dönüp uçuruma karşı oturmaya devam ettim.Sesinin neden bu kadar tanıdık geldiğini bilmiyorum ama bana birisini anımsatmıştı.Beyaz kanatlı'nın sesini ilk duyduğum andaki gibi.
O sırada bunları düşünmemin iyi bir durum olmadığı aklıma geldi.Çünkü farkındaydım ki, benim dünyamdakiler, ne düşündüğümü görebiliyor.
Dudaklarımı kıpırdatmamış olsam da, o her şeyi duymuştu.
"Yanımda kimse yokken bu durumu nasıl düzeltebileceğimi düşünmeliyim" dedim kendi kendime.
Uzun süredir uçuruma uzanmış ayaklarımı durmadan sallamaya çalışıyordum.Aslında yaptığım tek şey soruları beklemekti.Gün batımını seyretmek için bekleyen birine bürünmüştüm ki hala arkamda mı diye kontrol etmek isteyip kafamı çevirdim.
Tabi ki yoktu.
Çünkü olsa sesini duyardım.
Aptalca ifadelerle karşımdaki kızıl manzarayı izlemeye başladım.Bir yandan izlerken bir yandan da gereksiz düşüncelere kapıldım da diyebilirim.Yine de;
kilitli kutunun içinde ne olduğunu merak ediyor olmam, gereksiz düşüncelerimi bastırdı.Hep aradığım cevaplar belki de kutunun içindeydi.Kaybolan harflerin oluşturduğu kelimeleri bulmuştum ama sanırım bunca şeyin ardında, onları da unutmuştum.
Tekrar bulabilirdim belki ama karanlık çökmek üzereydi ve parıltı kaynağım yanımda değildi.Yani
Beyaz kanatlı.
Az önce gördüğüm şeyin bir halüsinasyon olup olmadığını, ondan öğrenebilirdim mesela.Ya da buraya nasıl geldiğini.Açıkçası aklıma takılan şey farklıydı.
Söylediğine göre onu ben çağırmıştım ama nasıl olduğunu bilmiyorum.Eğer onu çağırabiliyorsam, Beyaz kanatlı'yı da çağırabilir miydim?
Elbette ki Beyaz kanatlı benim dünyamda hep, ve beni ne zaman, nerede bulması gerektiğini biliyor.Peki ya ben istediğim zaman onun yanına gidebilir miydim?...
Neyse ki ona ihtiyacım olduğu her an yanımda beliriyor.Bilmiyorum ama bu hoşuma gidiyor olmalı.
Hoşuma gidiyor, çünkü yine buradaydı.Tam onu nasıl bulabilirim diye düşünürken, gelmişti.
Ona dönüp, gülümsedim ama bir şey sormadım.
Gelmiş olması bile gayet güzeldi.
"Artık gitmeliyiz, gökyüzüne biraz ara vermelisin."
"Nasıl istersen." dedim.
Onu görebildiğim için havalara uçmak istesem de yapmadım.O an için biraz çocukça geldi sanırım.
Kutunun içinde her ne varsa çok merak ettiğimi söylemeye çalışıyordum ki sözümü kesti ve;
"Ona iyi davran." dedi.
Açıkçası yine anlamamıştım çünkü bunu kutu için de söylemiş olabilirdi, o gördüğüm gizemli kişi için de söylemiş olabilirdi.
"Acaba bunu hangisi için söyledin?"
"İkisi için de.O kutuda senden parçalar saklı aslında.Tıpkı o gördüğün halüsinasyonda olduğu gibi."
"Demek halüsinasyondu."
"Belki."
"Kanatların hala çok güzel ama benim gibi konuşmaya başladın."
...
Yorumlar
Yorum Gönder