Çilek Parçaları
...
Beni götürdüğü karanlığın sonunda yalnız bıraktı.
Bir süre kanatlarının gölgesinde bekledim.
Kilitli kutu aklıma geldi.Onu almak için geri dönmeyi düşündüğüm anda, anlayamadığım bir şeyler oldu ve
kendimi kutunun yanında buldum.
Sonuçta benim dünyamdı ama dalgalara söz geçiremediğimi hatırlamıştım ve bu istediklerimin
olmayacağına inandırmıştı beni.
Rüyalarımda bile.
Kutuyu elime aldım.Açmak istesem de açamazdım.Çünkü bir anahtarı yoktu.
Nasıl açıldığını bilmiyordum.
Duygu karmaşıklığım içinde değişik bir ruh halindeydim ve bu kutudan beni "umut"landıracak bir şeyler çıkmasına gerçekten çok ihtiyacım vardı.
Belki de Mavi dünyam ile ilgili bir şey.
"Üzgünlük beni iyi etkilemiyor.Belirsizlik de öyle.Ve "umut"suzluk da."
Süzülen gözyaşlarımın kutuyu sırılsıklam hale getirdiğini görünce,onu bıraktım.
Gökyüzüne döndüm.
İlk bakışta farketmesem de kutunun alt kısmına birkaç cümlenin kazınmış olduğunu anlayınca hemen onu yerden aldım.Okunmayacak kadar eski bir yazıya benziyordu.Parmaklarımı kazınmış olan yazının üstünden hafifçe kaydırmaya başladım.
Son harfe geldiğimde kutuyu elimden düşürdüm.
Ne olduğunu, burada neler döndüğünü gerçekten anlayamaz olmuştum.
"Neden düştü?"...
Tekrar yerden aldım ve biraz daha dikkatli olmaya çalıştım.Parmaklarımı sırasıyla harflerin üzerinden geçirirken harflerden biri, bir anda kayboldu.
Bir tanesi daha kayboldu.
Derken bir tanesi daha...
Sanırım bu kazınmış bir cümle değil bir alfabeydi.
Belki de bir şifre.
...
Kaybolan harfleri bulmak için harcadığım zamanımı kutuyu açmak için harcasaydım;
içinde ne olduğunu öğrenmiş olurdum.
Neyse ki tüm harfleri bulmuştum.Bilmediğim bir alfabedeki harfleri tanıyabilmek de ayrı bir yetenek olsa gerek.Bir şifre olabileceğini düşünmeye başlasam da, bunu yapmaktan vazgeçmiş gibiydim.
Çünkü beyaz kanatlı hala benimleydi ve ona söz vermiştim;
"Söz veriyorum, sen dünyamdan gittiğinde açacağım.
Peki ya hiç açamazsam yani...
...bana içinde ne olduğunu söyler misin?..."
Sanırım yine beni reddetmişti.
"Bunu yapamam.
Dibe vurduğumuz zaman, değişime açık hale geliriz.
Bu değişime ihtiyacın olabilir.
Geçmişinle yüzleştiğinde..."
...
Biraz yürümeye karar verdim.Kutuyu da yanıma almıştım.
Yolun sonuna ulaştığımda muhteşem manzaranın keyfini çıkarmam gerektiğini düşündüm.
Oturdum ve ayaklarımı uçurumun boş sokaklarına uzattım.
Bir ses duydum, sanırım arkamda birisi vardı.
Ona seslendim.
"Şimdi olmaz, ben...sadece yalnız kalmak istiyorum..."
"Ama beni sen çağırdın."
Ayağa kalktım ve arkamı döndüm.Beni kimin beklediğini tahmin edemezdim.
"Ama bu ses....sen yoksa..."
"Sonunda benimle bağlantı kurabildin."
"Ben...anlamıyorum..."
"Düşün.
Tüm bunlar *Ne için*?
...
"Hissettiklerinin sonunda tek bir şeye karşılık gelmesi;
Tek bir soruya.
Neyi feda etmeye hazırsın?"
...
Beni götürdüğü karanlığın sonunda yalnız bıraktı.
Bir süre kanatlarının gölgesinde bekledim.
Kilitli kutu aklıma geldi.Onu almak için geri dönmeyi düşündüğüm anda, anlayamadığım bir şeyler oldu ve
kendimi kutunun yanında buldum.
Sonuçta benim dünyamdı ama dalgalara söz geçiremediğimi hatırlamıştım ve bu istediklerimin
olmayacağına inandırmıştı beni.
Rüyalarımda bile.
Kutuyu elime aldım.Açmak istesem de açamazdım.Çünkü bir anahtarı yoktu.
Nasıl açıldığını bilmiyordum.
Duygu karmaşıklığım içinde değişik bir ruh halindeydim ve bu kutudan beni "umut"landıracak bir şeyler çıkmasına gerçekten çok ihtiyacım vardı.
Belki de Mavi dünyam ile ilgili bir şey.
"Üzgünlük beni iyi etkilemiyor.Belirsizlik de öyle.Ve "umut"suzluk da."
Süzülen gözyaşlarımın kutuyu sırılsıklam hale getirdiğini görünce,onu bıraktım.
Gökyüzüne döndüm.
İlk bakışta farketmesem de kutunun alt kısmına birkaç cümlenin kazınmış olduğunu anlayınca hemen onu yerden aldım.Okunmayacak kadar eski bir yazıya benziyordu.Parmaklarımı kazınmış olan yazının üstünden hafifçe kaydırmaya başladım.
Son harfe geldiğimde kutuyu elimden düşürdüm.
Ne olduğunu, burada neler döndüğünü gerçekten anlayamaz olmuştum.
"Neden düştü?"...
Tekrar yerden aldım ve biraz daha dikkatli olmaya çalıştım.Parmaklarımı sırasıyla harflerin üzerinden geçirirken harflerden biri, bir anda kayboldu.
Bir tanesi daha kayboldu.
Derken bir tanesi daha...
Sanırım bu kazınmış bir cümle değil bir alfabeydi.
Belki de bir şifre.
...
Kaybolan harfleri bulmak için harcadığım zamanımı kutuyu açmak için harcasaydım;
içinde ne olduğunu öğrenmiş olurdum.
Neyse ki tüm harfleri bulmuştum.Bilmediğim bir alfabedeki harfleri tanıyabilmek de ayrı bir yetenek olsa gerek.Bir şifre olabileceğini düşünmeye başlasam da, bunu yapmaktan vazgeçmiş gibiydim.
Çünkü beyaz kanatlı hala benimleydi ve ona söz vermiştim;
"Söz veriyorum, sen dünyamdan gittiğinde açacağım.
Peki ya hiç açamazsam yani...
...bana içinde ne olduğunu söyler misin?..."
Sanırım yine beni reddetmişti.
"Bunu yapamam.
Dibe vurduğumuz zaman, değişime açık hale geliriz.
Bu değişime ihtiyacın olabilir.
Geçmişinle yüzleştiğinde..."
...
Biraz yürümeye karar verdim.Kutuyu da yanıma almıştım.
Yolun sonuna ulaştığımda muhteşem manzaranın keyfini çıkarmam gerektiğini düşündüm.
Oturdum ve ayaklarımı uçurumun boş sokaklarına uzattım.
Bir ses duydum, sanırım arkamda birisi vardı.
Ona seslendim.
"Şimdi olmaz, ben...sadece yalnız kalmak istiyorum..."
"Ama beni sen çağırdın."
Ayağa kalktım ve arkamı döndüm.Beni kimin beklediğini tahmin edemezdim.
"Ama bu ses....sen yoksa..."
"Sonunda benimle bağlantı kurabildin."
"Ben...anlamıyorum..."
"Düşün.
Tüm bunlar *Ne için*?
...
"Hissettiklerinin sonunda tek bir şeye karşılık gelmesi;
Tek bir soruya.
Neyi feda etmeye hazırsın?"
...
Yorumlar
Yorum Gönder