bazı an'lar ki
...
senin için hiçbir sebebi yoktu belki, senin ile benim tanışmamızın,
ki tanıştığımızın birkaç ertesi günü sormuştun bana,
seninle neden tanışmış olduğumu ya da
tanışmak istediğimi:
-- o sırada, birkaç sebep sayabilirdim sana, hatta bu durumu gayet mantıklı
bir açıklamayla da anlatabilirdim doğrusu --
fakat sonra birden, "bilmiyorum, öylesine." benzeri bir cümle çıkmıştı ağzımdan,
üstelik o an bunu söylemek de geçmemişti aklımdan, birden, söylemiş bulunmuştum
ki tanıştığımızın birkaç ertesi günü sormuştun bana,
seninle neden tanışmış olduğumu ya da
tanışmak istediğimi:
-- o sırada, birkaç sebep sayabilirdim sana, hatta bu durumu gayet mantıklı
bir açıklamayla da anlatabilirdim doğrusu --
fakat sonra birden, "bilmiyorum, öylesine." benzeri bir cümle çıkmıştı ağzımdan,
üstelik o an bunu söylemek de geçmemişti aklımdan, birden, söylemiş bulunmuştum
-- ki zaten en başta bile, fazlasıyla garip bir an olmuştu tanışmamız, ardından
böyle cümleler sarf ediyor oluşum, bu garipliği alıp bir çeşit
lüzumsuzluğa dönüştürmüştü sanki --
biliyorsun ya,
-- gerçi hala bu tavrımı bilmiyor olmalısın, birbirimizi öğrenebilmek
için pek de vaktimiz olmamıştı nasılsa --
ben, kendim olduğumdan beri, lüzumsuz durumlardan hep uzaklaşmışımdır,
ki kendimden de uzaklaşarak, kendi kendimi bile bir lüzumsuzluğa dönüştürmüşsem,
öyleyse, yine kendimden uzaklaşmış olur muydum, eğer senden uzak dursaydım?
öyleyse, yine kendimden uzaklaşmış olur muydum, eğer senden uzak dursaydım?
-- bilemiyorum, ki görüyorsun işte, birkaç basit karşılaşmadan öteye
gidemeyişimizin sebebi denebilirdi bu duruma, halbuki şu sıralar düşününce,
manasız bir inatçılığın izlerini görüyorum, adımlarımda --
gidemeyişimizin sebebi denebilirdi bu duruma, halbuki şu sıralar düşününce,
manasız bir inatçılığın izlerini görüyorum, adımlarımda --
sonra sen, o gün, tanıştığımız gün, gözlerini hiç kaçırmadıysan da,
bir sonraki karşılaşmalarımızda, hep kaçırır olmuştun, ki ardından
birbirimize söylediğimiz birkaç kelimeyi de yitirdiğimizde, adımlarımız
sanki kendiliğinden atılmaya başlamış, giderek birbirimizden uzaklaşır
olmuştuk; öte yandan, sen ve ben ne zaman yakınlaşmıştık ki, uzaklaşmaya
başlayalım?
-- ki zaten bu durum, bende o sıralar hep, bir parça burukluk hissettirmişti --
seninle tanışmak için karşında belirdiğimde, yapmayı dilediğim şeyin,
o güne kadar kazanmamış olduğum bir zaferi, ilk defa, kazanacağımın
heyecanını da içeriyordu halbuki
-- çünkü hep düşünmüştüm, bugüne kadar tanıştığım insanlarla,
gerçekten, onlarla sırf tanışmak istediğim için mi tanışmıştım __ yoksa,
bizden bağımsız bir takım durumlar mı bizi, tüm o insanlarla tanışmak
zorunda bırakmıştı? --
o gün benim için neden bir zafer gibiydi, şimdi anlıyor olmalısın,
önemsiz bir zafer bile olsa, nihayetinde ben, başarmıştım bunu,
sırf tanışmak istediğim için tanışmak__
ki sen, basit şeyler sormuştun bana, bense o sırada, söylediklerinden çok, seni
izlemeye odaklanmıştım, haliyle tüm o sorduklarına verdiğim/vermeye çalıştığım
cevaplar, sanırsam bana ait değillerdi
-- pek çoğu ise zaten, sanki konuşmayı unutmuş birine ait gibilerdi --
yani bana__
-- öyle ya, ne söylediğimden emin olamamak beni hep tedirgin ederdi,
tıpkı o durum sonrasında beni sarmış olan tedirginlik gibi, halbuki kötü
bir şey söylememiştim kuşkusuz, fakat baştan beri anlatmaya çalıştığım
üzere bu, bizimkisi, normal bir tanışma değildi, biliyorsun --
kaldı ki, tanışmak ve tanımak birbirlerine hep yakınlardı, ama asla aynı anlama
gelmemişlerdi, zannediyorum ki sen de bunun farkındaydın, ya da ben,
senin de bu durumun farkında olmanı umuyor gibiydim
çünkü birbirimiz hakkında bir şeyler bilmek, 'tanımak'tan çok uzaktı__
-- fark etmişsindir sen de, ya da en azından duyumsamışsındır,
seninle tanışmıştık, fakat hala birbirimizi tanımıyorduk --
sanıyorum ki günler birbirini takip ederken, belki daha sık karşılaşsaydık ve
tüm bu karşılaşmalar, yeni karşılaşmaların habercisi olsaydı, en azından
baştaki ahengin kaybolmasını önleyebilirdi; fakat bundan daha önemlisi,
kendimi neden hep geri planda tuttuğumu, bir türlü kendime itiraf edemeyişimdi
-- senin hiç bilmediğin o şey, o his, ki ileride öğrenecektin nasıl olsa,
içimde çırpınan bu hastalıklı ruh halinin acınası karşılığını,
ben itiraf edemesem bile --
öğreneceğini düşünüyordum, artık birileri tarafından öğrenilmeliydi__yoksa
bencilliğimin basit bir ürünü müydü bu tutum da, tüm diğerleri gibi
yine de öğrenecektin biliyorum, bu içimdekini,
varlığımın aslında neye karşılık geldiğini,
yani
lüzumsuzluğunu__
-- nefes almak için hep bir lüzum aradığımı, söylemiştim ya, sana da,
işte --
bana, aslında 'tüm diğer insanlardan farklı olarak ne yapıyorsun' anlamına gelecek
türde bir soru sormuştun, bense bu soruya, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı bir bir
sıralamak yerine, yalnızca 'lüzumlu olduğunu düşündüklerimi yaparım' demiştim
-- biliyorsun, o sırada seninle konuşmak benim için lüzumluydu, tıpkı
seninle tanışmamızın da, benim için lüzumlu oluşu gibi --
ardından, "bu kadar basit mi?" demiştin bana,
"... lüzumlu ve lüzumsuz şeyler yani...nasıl her şeyi bu iki parçaya ayırabilirsin ki?"
-- haklıydın, bu kadar basit olamazdı, ki zaten değildi, hatta bazı şeylerin
lüzumlu ve lüzumsuz oluşunu bırak, daha tam anlamıyla ne olduklarını bile
bilemiyordum doğrusu --
"çoğu zaman işe yarıyor..." demiştim, belki de geçiştirmiştim,
tatmin edici bir cevap olmadığı ortadaydı, senin için
ki benim için de öyleydi__
-- bu sorunun cevabını, kendi kendime de bulamamıştım zaten --
-- senin hiç bilmediğin o şey, o his, ki ileride öğrenecektin nasıl olsa,
içimde çırpınan bu hastalıklı ruh halinin acınası karşılığını,
ben itiraf edemesem bile --
öğreneceğini düşünüyordum, artık birileri tarafından öğrenilmeliydi__yoksa
bencilliğimin basit bir ürünü müydü bu tutum da, tüm diğerleri gibi
yine de öğrenecektin biliyorum, bu içimdekini,
varlığımın aslında neye karşılık geldiğini,
yani
lüzumsuzluğunu__
-- nefes almak için hep bir lüzum aradığımı, söylemiştim ya, sana da,
işte --
bana, aslında 'tüm diğer insanlardan farklı olarak ne yapıyorsun' anlamına gelecek
türde bir soru sormuştun, bense bu soruya, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı bir bir
sıralamak yerine, yalnızca 'lüzumlu olduğunu düşündüklerimi yaparım' demiştim
-- biliyorsun, o sırada seninle konuşmak benim için lüzumluydu, tıpkı
seninle tanışmamızın da, benim için lüzumlu oluşu gibi --
ardından, "bu kadar basit mi?" demiştin bana,
"... lüzumlu ve lüzumsuz şeyler yani...nasıl her şeyi bu iki parçaya ayırabilirsin ki?"
-- haklıydın, bu kadar basit olamazdı, ki zaten değildi, hatta bazı şeylerin
lüzumlu ve lüzumsuz oluşunu bırak, daha tam anlamıyla ne olduklarını bile
bilemiyordum doğrusu --
"çoğu zaman işe yarıyor..." demiştim, belki de geçiştirmiştim,
tatmin edici bir cevap olmadığı ortadaydı, senin için
ki benim için de öyleydi__
-- bu sorunun cevabını, kendi kendime de bulamamıştım zaten --
...
2 Mart 2018
Yorumlar
Yorum Gönder