sevda kusun kanadında*
(Bu mektup Eylül'de yazıldı, gönderilmesi münasip görülmedi, içimde saklandı, lakin şimdi de bende iç kalmadı, dökülmekte, bölünmekte ve yitip gitmekteyim usulca, boynumda ise siyah bir kurdele)
Mavi paltolu hanım'a -ilelebet var olan-
Vakit gece, mevzu derin.
Sizler için kaleme aldığım mektuplarımda gözyaşı dökmüş idim lakin sebebi mutluluk idi, şu vakit ise avuçlarımdan kayıp gitmekte olan "ömrüm " için ağlamaklıyım, ağlamaktayım, bertaraf olmaktayım.
Bilmenizi isterim ki bu bir veda mektubu değildir, zira veda etmemeyi bana siz öğrettiniz.
Bir süre önce arkadaşım, sevdalandığı zat'ı gözlerimin önünde yitirdi, sevdalandığı zat'ı arkadaşımın ellerinden alıp götüren şey ölüm idi.Bendeniz ise o vakit, arkadaşıma sakin olmasını söylemekten başka bir şey yapamayan çaresiz bir zat idim.Eğer ki bendeniz bu sahneye tanık olmasa idim, mektubunuzu okuduğum an itibari ile balkonlar ömrümün sonuna dek atlamak için var olacaktı.Lakin yukarıdaki hüznü tecrübe etmiş olduğumdan, ve insanın üzerinde ne denli bir hüznün çökmesine sebebiyet verdiğini gayet net görebilmiş olduğumdan, balkonları yıldızlara dost olabilmek için kullanabileceğim.Yıldızlara ise sizleri anlatacağım, bir yerlerde bir şekilde nefes alıyor olduğunuzu bilmenin verdiği mutluluğu tadacağım, zat'ımdan ayrı oluşunuzun verdiği hüzün ile yıkılacağım.
Ah şu ömrümü size adamaktan bahsedip durdum çokça kez, yalan değildi, adayacaktım.
Çünkü bir ömrün adanabileceği yegane şeydi bu, sevgiydi.
Ben hep bunu bildim, benim yolum da hep bu idi.
Ben istedim ki sizler bana tutunun, bana sığının, benimle yürüyün, benimle büyüyün, benimle çocuk kalın, benimle yaşlanın.Sizlere hayran idim, sizleri hep yanımda olduğunuz haliniz ile, o güzel gözleriniz ve gülümsemeniz ile hatırladım geceleri; içinizde yanan yangınları, hayata tutunmak için çırpınışlarınızı göremedim, haykırışlarınızı duyamadım.
Ben istedim ki bana tutunun, en başından beri bunu arzu etmiş idim, sizleri ilk gördüğüm andan beri bunu hayal etmiş idim, çünkü bir insan bir insana elbet yeterdi, çünkü bu çirkin dünya, ancak iki zat birbirine tutunur ise yaşanabilirdi.
Düşüncelerimizin birbirinden farklı olduğunu öğrendiğimiz günden beri, sizlere yaşattığım kahırlar ve hüzünler adına önünüzde eğiliyorum, affınıza sığınıyorum.Ne olur beni affediniz, zira sizleri üzmek benim için her seferinde balkondan atlamak demek idi, ve ben sizleri üzdüğümü öğrendiğim her an beşinci kattan aşağı atladım.Belki hiç bilemeyecektiniz, ama ben sizleri üzdüğüm her an yeniden ölmüş idim.
Hayatınıza sizin pencerenizden bakamadım, o evden içeri girdiğinizde neler yaşadığınızı bilemedim,
sokağa adım attınızda hangi hüzünleri peşinizden sürüklediğinizi bilemedim, belki de anlatılabilecek şeyler değillerdi, bilemedim cağnımın içleri, sizleri güzel günlerin beklemediğini bilemedim, güzel günlere birlikte ulaşırız diye ümit ettim zira sizler karşıma çıktığınızdan beri ben sizsiz bir ömür düşünmedim.
Hayatınızı zindana çevirmek üzere olduğumu, o ipi boynunuza geçirmek üzere olan zat'ın ben olduğumu, sizin bu şekilde düşündüğünüzü, gerçekten bilmiyor idim.Eğer gerçekten sizleri böylesine bir yokuşa sürükledi isem, yalvarıyorum sizlere, ipim ile geliyorum, siz geçirin boynuma, kapansın gözlerim, yalvarıyorum gelin, geçirin o ipi boynuma, zira ben böyle bir hüzne dayanamam.
Kuşluk vakitlerinde benimle idiniz, güldünüz, mutlu idiniz; lakin geceleri bir başınıza, yalnız başınıza, belki çaresiz, belki hüznün kuyusuna düşmüş vaziyette idiniz, belki umudunu tamamiyle yitirmiş bir zat'a bürünmüş idiniz.Siz dile getirmediniz, bendeniz de fark etsem bile çözüm getiremedim.Böylesine sevdalandığım zat'ın hüznüne, çare bulamamış bir zat olduğum aklıma geldikçe ağlıyorum.
Ah cağnımın içleri, şu kısacık ömrünüzde ne çok hüzün yüklemişler o küçücük omuzlarınıza
-omuzlarınızdan öpüyorum sevdam ile- ve sizler böyle umutsuz vakitlerde kendinize bir dayanak, bir umut kapısı aramış ve bir çıkış yolu bulmuşsunuz, bendeniz ise bu mevzunun sizler adına bu denli önemli ve hayati olduğunu anlayamamışım.Elbette sevda da sizleri hayata bağlıyor idi, ve sizler sevdanız için pek çok şeyi göze alabilir idiniz, buna cesaretiniz vardı zannımca, ama hayata tutunmanızı sağlayan mevzu başka idi.İşte bendeniz bunu göremeyecek, anlayamayacak kadar kör imişim, yahut anladı isem bile geç anlamışım, belki de anlamak istememişim, iş işten geçmiş, tabi bu sırada gönlünüzü bir hayli kırmışım.
Ah, ben istedim ki bana tutunun, bu mevzu ile ilgili arzu ettiğim tek şey bu idi, yoksa sizleri benim yolumdan ilerlemenize ikna etmek yahut sizleri hayata tutunduğunuz şeyden ayırmak gibi bir arzum olmamış idi, çünkü böyle bir arzu sizlere ve düşüncelerinize saygısızlık demek idi, haliyle, ne olacak ise, kendi kendine ve ancak siz ister iseniz gerçekleşebilirdi, zira siz öğrenmek istemedikçe, ben sizlere hiçbir şey anlatmayacak idim.
Ah cağnımın içleri, bu mevzunun elinde sonunda böyle bir vedaya sebebiyet vereceğini, ortaya çıktığı ilk günden beri tahmin edebiliyor idim aslında.Çünkü bu öyle bir mevzu idi ki, ne şekilde çabalar isem çabalayayım, hep bir şeyleri yarım bırakmamıza sebep oluyor idi, ikimizi de derde düşürüyor idi.Anlayacağınız, yavaş yavaş içinizde ölüşümü bekledim, beni ne vakit içinizde öldüreceğinizi bekledim.Zira, sevgisiz büyümüş ve ömrü boyunca tek hayali, başını dizlerinize koymak olan bu çocuğun, sizi hayata bağlayan şeyden daha önemli olma şansı yoktu.
Mektuptaki üslubunuzdan anladığım kadarı ile, bendenize bir hayli kızgın ve kırgınsınız, açıkçası böyle hissetmekte de haklısınız, zira şu son günlerde gecelerinizi zehir ettim, hüzünlere boğdum gönlünüzü, ve sizleri bu kadar üzdüğüm aklıma geldikçe gözlerimi şu dünyadan kapatmak istiyorum, lakin beni tutan bir şeyler var.En başta size olan sevdam var, ah cağnımın içleri, ben sizleri çokça sevdim, halen de fazlası ile sevmeklerdeyim, sizin de beni sevdiğinizi biliyorum, sizin de benden vazgeçmek istemediğiniz halde, buna mecbur kaldığınızı biliyorum, avuç içlerinizden öpüyorum, sevdam ile. -yeniden öpeceğim vakit gelene kadar-
Biliyorum, umut vermek istemiyorsunuz, her şeyin yıllar sonra da bu şekilde kalacağını düşünüyorsunuz, yakın zamanda bana geri dönemeyecek olduğunuzu, gücünüzün tükendiğini, dönmeyi düşündüğünüz her vakit önünüzde onlarca engel ile karşı karşıya kaldığınızı da biliyorum, belki de gelmeyeceksiniz bir daha geri ve verdiğiniz kararlardan dönmeyeceksiniz, belki şu vakitten sonra bendeniz ile tek kelam dahi etmeyeceksiniz, belki de bendeniz ömrüm boyunca size ait olamayışıma yanacağım, evet biliyorum, ve bu durumun hüznünü içimin en derinlerinde dahi hissediyorum, lakin sevda bir başkadır cağnımın içleri, gelmeyeceğim der de gelir insan, yapmayacağım der de yapar insan.
Umarım bir gün dönmek isteyebileceğiniz yerlerin kapısını tamamiyle kapatmamışsınızdır.
Mektubunuzda bendenizden bir ricada bulunmuşsunuz, yazmaya devam etmemi, ışık olmaya devam etmemi istediğinizi dile getirmişsiniz.Bendenizi bir ışık olarak gören o güzel gönlünüze kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum, dileğinizi -sizden yoksun iken nasıl yazacağımı bilemesem de- elimden geldiğince gerçekleştireceğimi belirtmek isterim.Haddimi aşmaktan korkuyorum ama gönül işte, bendenizin de sizlerden bir takım ricaları var, lakin endişelenmeyiniz, ufak ricalar elbette.
Sizden, Elif hanım ile dostluğunuzu bir ömür sürdürmenizi rica ediyorum, zira bendeniz sizleri Elif hanıma emanet ettim, çünkü benim başka kimsem yok, ve Elif hanım da sizleri mutlu edebilecek yegane insanlardan biri.
Sizden, fötoğraflara olan tutkunuzu asla kaybetmemenizi rica ediyorum, zira bazı vakitler insanı ayakta tutan şeyler sevdiği hobileridir, bilakis çektiğiniz o günbatımları -daha doğrusu gündoğumları- gönlümde pek meşhur.
Sizden, umudunuzu kaybetmemenizi -ah benimki de söz ya, sanki içinizdeki yangınları bilmiyormuş gibi- kaybetti iseniz de geri kazanmanızı rica ediyorum, "içimdeki umut yıllar önce söndü ve bir daha geri gelmedi." diyeceksiniz belki de, biliyorum, lakin nefes aldıkça umut vardır cağnımın içleri; şu kısacık ömrümüzde umuda dair hiçbir şey kalmamış olabilir, yerin dibine de batmış olabiliriz, ama ne olur, benim için denemenizi rica ediyorum, ah yapabilse idim tüm varlığım ile umuda dönüşür de gönlünüze kurulurdum.
Sizden nacizane bir ricada daha bulunuyorum lakin bu rica, gerçekleştirmeyi tercih edebileceğiniz cinsten olmayabilir, tamamı ile size kalmış bir tercih elbette ki, her hangi bir vakit çıkmaza düşer yahut hüzne boğulur da yardıma ihtiyaç duyar iseniz, bendenizi nerede bulacağınızı bilmektesiniz, bana ihtiyaç duyar mısınız, duyacak mısınız, bunları hiçbir vakit bilemeyeceğim, lakin belirtmek isterim ki kapım sizlere ilelebet açık olacaktır.
Cağnımın içleri, belki de artık ben, sizler için yalnızca bir anıdan ibaretimdir, bunu da hiçbir vakit bilemeyeceğim, lakin mektubunuzda yanılıyordunuz, sizler benim için yalnızca bir anıdan ibaret değilsiniz ve siz ile yaşadığımız nice harikulade şeyi "anı" diyerek geçmişe bırakmam söz konusu bile değil, sizler benim ellerimden kayıp gitmekte olan ömrümsünüz, şayet bu sözüme inanmıyor iseniz geliniz ve kürek kemiklerimin arasında ne sakladığıma bakınız.
Cağnımın içleri, sizlere yalvarıyorum, ne olur beni kötü biri olarak hatırlamayınız, sevdalandığı zat'ın avuç içlerinden öpen biri kötü olur mu hiç, sevdalandığı zat'a ömrünü adayamadı diye her gece ağlayan biri kötü olur mu hiç, ne olur beni kötü biri olarak hatırlamayınız.
Sözlerimi cağnım Sabahattin Ali ile devam etmek istiyorum izninizle.
"Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, bana 'yaşa' der gibi gülen senin yüzündü."
"Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim."
Cağnımın içleri, gözlerinizi gökyüzünden ayırmayınız, yıldızları izlemeyi ihmal etmeyiniz, zira bendeniz, her gece yıldızlar ile sizlere iyi geceler dileyeceğim.
Şayet bana, bir gün geri dönebileceğinize dair bir ihtimalden -küçücük bile olsa- bahsetse idiniz, sizleri ömrümün sonuna dek bekler idim, lakin bana -şuan için- geri dönmeyecek/dönemeyecek oluşunuz apaçık ortada iken sizleri beklemek düşüncesini ne vakte kadar gönlümde tutabilirim inanın bilmiyorum, birbirimizi şuanki düşüncelerimiz ile kabul edemediğimizin/edemeyeceğimizin farkındayım, ki sizler de geri adım atmaya hiç niyetiniz olmadığını mektubunuzda bir hayli dile getirmişsiniz, lakin gönül bu, kabullenmek değil kavuşmak istiyor, ne olursa olsun kavuşmak...
Hepsine, herkese, her şeye rağmen kavuşmak...
Son sözlerime geçemeyeceğim, benim sizlere karşı son sözüm yoktur, zira kelamımda yeriniz bakidir, bendeniz ne konuşur isem karşımda sizler varmış gibi konuşacağım, ne yazar isem de sizlere yazıyor imiş gibi yazacağım, yeniden kavuşana dek hoşça kalınız, kucak dolusu sevgilerim ile.
Olur da bir gün kavuşamaz isek ve *ölüm değil ise bizi ayıran*, sevdamıza yazık olur.
Dipnot: Cağnımın içleri, cidden boynunuzda belirgin bir iz var, aynaya baktığınızda görebilirsiniz, ve ben o izi ne vakit görsem tanırım, lakin o iz, ip izi değil bilesiniz, ve gönlünüzü hoş tutunuz, zira boynunuzda asla -benim yüzümden- ip izi olmayacak.
Sevgi, hasret ve kavuşmak dileği ile
-Sevdalınız, beyefendiniz, avuç içlerinizden öpen zat
Mavi paltolu hanım'a -ilelebet var olan-
Vakit gece, mevzu derin.
Sizler için kaleme aldığım mektuplarımda gözyaşı dökmüş idim lakin sebebi mutluluk idi, şu vakit ise avuçlarımdan kayıp gitmekte olan "ömrüm " için ağlamaklıyım, ağlamaktayım, bertaraf olmaktayım.
Bilmenizi isterim ki bu bir veda mektubu değildir, zira veda etmemeyi bana siz öğrettiniz.
Bir süre önce arkadaşım, sevdalandığı zat'ı gözlerimin önünde yitirdi, sevdalandığı zat'ı arkadaşımın ellerinden alıp götüren şey ölüm idi.Bendeniz ise o vakit, arkadaşıma sakin olmasını söylemekten başka bir şey yapamayan çaresiz bir zat idim.Eğer ki bendeniz bu sahneye tanık olmasa idim, mektubunuzu okuduğum an itibari ile balkonlar ömrümün sonuna dek atlamak için var olacaktı.Lakin yukarıdaki hüznü tecrübe etmiş olduğumdan, ve insanın üzerinde ne denli bir hüznün çökmesine sebebiyet verdiğini gayet net görebilmiş olduğumdan, balkonları yıldızlara dost olabilmek için kullanabileceğim.Yıldızlara ise sizleri anlatacağım, bir yerlerde bir şekilde nefes alıyor olduğunuzu bilmenin verdiği mutluluğu tadacağım, zat'ımdan ayrı oluşunuzun verdiği hüzün ile yıkılacağım.
Ah şu ömrümü size adamaktan bahsedip durdum çokça kez, yalan değildi, adayacaktım.
Çünkü bir ömrün adanabileceği yegane şeydi bu, sevgiydi.
Ben hep bunu bildim, benim yolum da hep bu idi.
Ben istedim ki sizler bana tutunun, bana sığının, benimle yürüyün, benimle büyüyün, benimle çocuk kalın, benimle yaşlanın.Sizlere hayran idim, sizleri hep yanımda olduğunuz haliniz ile, o güzel gözleriniz ve gülümsemeniz ile hatırladım geceleri; içinizde yanan yangınları, hayata tutunmak için çırpınışlarınızı göremedim, haykırışlarınızı duyamadım.
Ben istedim ki bana tutunun, en başından beri bunu arzu etmiş idim, sizleri ilk gördüğüm andan beri bunu hayal etmiş idim, çünkü bir insan bir insana elbet yeterdi, çünkü bu çirkin dünya, ancak iki zat birbirine tutunur ise yaşanabilirdi.
Düşüncelerimizin birbirinden farklı olduğunu öğrendiğimiz günden beri, sizlere yaşattığım kahırlar ve hüzünler adına önünüzde eğiliyorum, affınıza sığınıyorum.Ne olur beni affediniz, zira sizleri üzmek benim için her seferinde balkondan atlamak demek idi, ve ben sizleri üzdüğümü öğrendiğim her an beşinci kattan aşağı atladım.Belki hiç bilemeyecektiniz, ama ben sizleri üzdüğüm her an yeniden ölmüş idim.
Hayatınıza sizin pencerenizden bakamadım, o evden içeri girdiğinizde neler yaşadığınızı bilemedim,
sokağa adım attınızda hangi hüzünleri peşinizden sürüklediğinizi bilemedim, belki de anlatılabilecek şeyler değillerdi, bilemedim cağnımın içleri, sizleri güzel günlerin beklemediğini bilemedim, güzel günlere birlikte ulaşırız diye ümit ettim zira sizler karşıma çıktığınızdan beri ben sizsiz bir ömür düşünmedim.
Hayatınızı zindana çevirmek üzere olduğumu, o ipi boynunuza geçirmek üzere olan zat'ın ben olduğumu, sizin bu şekilde düşündüğünüzü, gerçekten bilmiyor idim.Eğer gerçekten sizleri böylesine bir yokuşa sürükledi isem, yalvarıyorum sizlere, ipim ile geliyorum, siz geçirin boynuma, kapansın gözlerim, yalvarıyorum gelin, geçirin o ipi boynuma, zira ben böyle bir hüzne dayanamam.
Kuşluk vakitlerinde benimle idiniz, güldünüz, mutlu idiniz; lakin geceleri bir başınıza, yalnız başınıza, belki çaresiz, belki hüznün kuyusuna düşmüş vaziyette idiniz, belki umudunu tamamiyle yitirmiş bir zat'a bürünmüş idiniz.Siz dile getirmediniz, bendeniz de fark etsem bile çözüm getiremedim.Böylesine sevdalandığım zat'ın hüznüne, çare bulamamış bir zat olduğum aklıma geldikçe ağlıyorum.
Ah cağnımın içleri, şu kısacık ömrünüzde ne çok hüzün yüklemişler o küçücük omuzlarınıza
-omuzlarınızdan öpüyorum sevdam ile- ve sizler böyle umutsuz vakitlerde kendinize bir dayanak, bir umut kapısı aramış ve bir çıkış yolu bulmuşsunuz, bendeniz ise bu mevzunun sizler adına bu denli önemli ve hayati olduğunu anlayamamışım.Elbette sevda da sizleri hayata bağlıyor idi, ve sizler sevdanız için pek çok şeyi göze alabilir idiniz, buna cesaretiniz vardı zannımca, ama hayata tutunmanızı sağlayan mevzu başka idi.İşte bendeniz bunu göremeyecek, anlayamayacak kadar kör imişim, yahut anladı isem bile geç anlamışım, belki de anlamak istememişim, iş işten geçmiş, tabi bu sırada gönlünüzü bir hayli kırmışım.
Ah, ben istedim ki bana tutunun, bu mevzu ile ilgili arzu ettiğim tek şey bu idi, yoksa sizleri benim yolumdan ilerlemenize ikna etmek yahut sizleri hayata tutunduğunuz şeyden ayırmak gibi bir arzum olmamış idi, çünkü böyle bir arzu sizlere ve düşüncelerinize saygısızlık demek idi, haliyle, ne olacak ise, kendi kendine ve ancak siz ister iseniz gerçekleşebilirdi, zira siz öğrenmek istemedikçe, ben sizlere hiçbir şey anlatmayacak idim.
Ah cağnımın içleri, bu mevzunun elinde sonunda böyle bir vedaya sebebiyet vereceğini, ortaya çıktığı ilk günden beri tahmin edebiliyor idim aslında.Çünkü bu öyle bir mevzu idi ki, ne şekilde çabalar isem çabalayayım, hep bir şeyleri yarım bırakmamıza sebep oluyor idi, ikimizi de derde düşürüyor idi.Anlayacağınız, yavaş yavaş içinizde ölüşümü bekledim, beni ne vakit içinizde öldüreceğinizi bekledim.Zira, sevgisiz büyümüş ve ömrü boyunca tek hayali, başını dizlerinize koymak olan bu çocuğun, sizi hayata bağlayan şeyden daha önemli olma şansı yoktu.
Mektuptaki üslubunuzdan anladığım kadarı ile, bendenize bir hayli kızgın ve kırgınsınız, açıkçası böyle hissetmekte de haklısınız, zira şu son günlerde gecelerinizi zehir ettim, hüzünlere boğdum gönlünüzü, ve sizleri bu kadar üzdüğüm aklıma geldikçe gözlerimi şu dünyadan kapatmak istiyorum, lakin beni tutan bir şeyler var.En başta size olan sevdam var, ah cağnımın içleri, ben sizleri çokça sevdim, halen de fazlası ile sevmeklerdeyim, sizin de beni sevdiğinizi biliyorum, sizin de benden vazgeçmek istemediğiniz halde, buna mecbur kaldığınızı biliyorum, avuç içlerinizden öpüyorum, sevdam ile. -yeniden öpeceğim vakit gelene kadar-
Biliyorum, umut vermek istemiyorsunuz, her şeyin yıllar sonra da bu şekilde kalacağını düşünüyorsunuz, yakın zamanda bana geri dönemeyecek olduğunuzu, gücünüzün tükendiğini, dönmeyi düşündüğünüz her vakit önünüzde onlarca engel ile karşı karşıya kaldığınızı da biliyorum, belki de gelmeyeceksiniz bir daha geri ve verdiğiniz kararlardan dönmeyeceksiniz, belki şu vakitten sonra bendeniz ile tek kelam dahi etmeyeceksiniz, belki de bendeniz ömrüm boyunca size ait olamayışıma yanacağım, evet biliyorum, ve bu durumun hüznünü içimin en derinlerinde dahi hissediyorum, lakin sevda bir başkadır cağnımın içleri, gelmeyeceğim der de gelir insan, yapmayacağım der de yapar insan.
Umarım bir gün dönmek isteyebileceğiniz yerlerin kapısını tamamiyle kapatmamışsınızdır.
Mektubunuzda bendenizden bir ricada bulunmuşsunuz, yazmaya devam etmemi, ışık olmaya devam etmemi istediğinizi dile getirmişsiniz.Bendenizi bir ışık olarak gören o güzel gönlünüze kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum, dileğinizi -sizden yoksun iken nasıl yazacağımı bilemesem de- elimden geldiğince gerçekleştireceğimi belirtmek isterim.Haddimi aşmaktan korkuyorum ama gönül işte, bendenizin de sizlerden bir takım ricaları var, lakin endişelenmeyiniz, ufak ricalar elbette.
Sizden, Elif hanım ile dostluğunuzu bir ömür sürdürmenizi rica ediyorum, zira bendeniz sizleri Elif hanıma emanet ettim, çünkü benim başka kimsem yok, ve Elif hanım da sizleri mutlu edebilecek yegane insanlardan biri.
Sizden, fötoğraflara olan tutkunuzu asla kaybetmemenizi rica ediyorum, zira bazı vakitler insanı ayakta tutan şeyler sevdiği hobileridir, bilakis çektiğiniz o günbatımları -daha doğrusu gündoğumları- gönlümde pek meşhur.
Sizden, umudunuzu kaybetmemenizi -ah benimki de söz ya, sanki içinizdeki yangınları bilmiyormuş gibi- kaybetti iseniz de geri kazanmanızı rica ediyorum, "içimdeki umut yıllar önce söndü ve bir daha geri gelmedi." diyeceksiniz belki de, biliyorum, lakin nefes aldıkça umut vardır cağnımın içleri; şu kısacık ömrümüzde umuda dair hiçbir şey kalmamış olabilir, yerin dibine de batmış olabiliriz, ama ne olur, benim için denemenizi rica ediyorum, ah yapabilse idim tüm varlığım ile umuda dönüşür de gönlünüze kurulurdum.
Sizden nacizane bir ricada daha bulunuyorum lakin bu rica, gerçekleştirmeyi tercih edebileceğiniz cinsten olmayabilir, tamamı ile size kalmış bir tercih elbette ki, her hangi bir vakit çıkmaza düşer yahut hüzne boğulur da yardıma ihtiyaç duyar iseniz, bendenizi nerede bulacağınızı bilmektesiniz, bana ihtiyaç duyar mısınız, duyacak mısınız, bunları hiçbir vakit bilemeyeceğim, lakin belirtmek isterim ki kapım sizlere ilelebet açık olacaktır.
Cağnımın içleri, belki de artık ben, sizler için yalnızca bir anıdan ibaretimdir, bunu da hiçbir vakit bilemeyeceğim, lakin mektubunuzda yanılıyordunuz, sizler benim için yalnızca bir anıdan ibaret değilsiniz ve siz ile yaşadığımız nice harikulade şeyi "anı" diyerek geçmişe bırakmam söz konusu bile değil, sizler benim ellerimden kayıp gitmekte olan ömrümsünüz, şayet bu sözüme inanmıyor iseniz geliniz ve kürek kemiklerimin arasında ne sakladığıma bakınız.
Cağnımın içleri, sizlere yalvarıyorum, ne olur beni kötü biri olarak hatırlamayınız, sevdalandığı zat'ın avuç içlerinden öpen biri kötü olur mu hiç, sevdalandığı zat'a ömrünü adayamadı diye her gece ağlayan biri kötü olur mu hiç, ne olur beni kötü biri olarak hatırlamayınız.
Sözlerimi cağnım Sabahattin Ali ile devam etmek istiyorum izninizle.
"Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, bana 'yaşa' der gibi gülen senin yüzündü."
"Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim."
Cağnımın içleri, gözlerinizi gökyüzünden ayırmayınız, yıldızları izlemeyi ihmal etmeyiniz, zira bendeniz, her gece yıldızlar ile sizlere iyi geceler dileyeceğim.
Şayet bana, bir gün geri dönebileceğinize dair bir ihtimalden -küçücük bile olsa- bahsetse idiniz, sizleri ömrümün sonuna dek bekler idim, lakin bana -şuan için- geri dönmeyecek/dönemeyecek oluşunuz apaçık ortada iken sizleri beklemek düşüncesini ne vakte kadar gönlümde tutabilirim inanın bilmiyorum, birbirimizi şuanki düşüncelerimiz ile kabul edemediğimizin/edemeyeceğimizin farkındayım, ki sizler de geri adım atmaya hiç niyetiniz olmadığını mektubunuzda bir hayli dile getirmişsiniz, lakin gönül bu, kabullenmek değil kavuşmak istiyor, ne olursa olsun kavuşmak...
Hepsine, herkese, her şeye rağmen kavuşmak...
Son sözlerime geçemeyeceğim, benim sizlere karşı son sözüm yoktur, zira kelamımda yeriniz bakidir, bendeniz ne konuşur isem karşımda sizler varmış gibi konuşacağım, ne yazar isem de sizlere yazıyor imiş gibi yazacağım, yeniden kavuşana dek hoşça kalınız, kucak dolusu sevgilerim ile.
Olur da bir gün kavuşamaz isek ve *ölüm değil ise bizi ayıran*, sevdamıza yazık olur.
Dipnot: Cağnımın içleri, cidden boynunuzda belirgin bir iz var, aynaya baktığınızda görebilirsiniz, ve ben o izi ne vakit görsem tanırım, lakin o iz, ip izi değil bilesiniz, ve gönlünüzü hoş tutunuz, zira boynunuzda asla -benim yüzümden- ip izi olmayacak.
Sevgi, hasret ve kavuşmak dileği ile
-Sevdalınız, beyefendiniz, avuç içlerinizden öpen zat
Yorumlar
Yorum Gönder